Ermeni matbaacılık tarihinin başyapıtı Türkçede

Birzamanlar Yayıncılık, Ermeni alfabesinin icadının 1600. ve Ermeni matbaacılığının 500. yılı çerçevesinde 100 yıl önce yayımlanmış Teotig’in ‘Dib u Dar’ını (Baskı ve Harf) Türkçeye kazandırdı.

EMRE ERTANİ
emreertani@agos.com.tr

Mesrob Maşdots’un 412’de Ermeni alfabesini icat etmesi ve Hagop Meğabard tarafından Venedik’te 1512 yılında ilk Ermenice kitabın basılması, geçen yıl özel etkinliklerle kutlandı. Birzamanlar Yayıncılık, yılın son haftasında, Ermeni alfabesinin icadının 1600. ve Ermeni matbaacılığının 500. yılı çerçevesinde 100 yıl önce yayımlanmış ve bu alanda klasikleşmiş bir kitabı, ‘Dib u Dar’ı (Baskı ve Harf) Sirvart Malhasyan ve Arlet İncidüzen’in çevirisiyle Türkçeye kazandırdı. Tam yüz yıl önce yayımlanan ‘Dib u Dar’ın yazarı ve yayıncısı Teotig, alfabe ve matbaacılığın Ermeni kültür dünyasındaki yerini 180 görsel eşliğinde ayrıntılarıyla sunarken, Venedik’ten İstanbul’a, Boston’dan Van’a, Kahire’den Stockholm’e, 17 ülkenin 95 şehrinde kurulmuş 462 matbaa hakkında tek tek bilgi vererek ‘Gutenberg’in öğrencileri’ diye adlandırdığı Ermeni matbaacıları tanıtıyor.

Bazı Ermeni matbaacıların Osmanlı matbaasının kurucuları, geliştiricileri, yürütücüleri arasında yer almış olması ve Matbaa-i Amire’de müdürlük yapan, Osmanlıca harfleri matbaaya uyarlayan, bunların çeşitli puntolarda dökümünü yapan kişiler arasında Ermeni matbaacıların da bulunmuş olması, bu kitabın aynı zamanda Türkiye matbaacılık tarihine de ışık tutmasını sağlıyor.

Kitabın önsözünde Teotig, Ermenilerin her zaman gelişime açık olduğuna dikkat çekerek, matbaanın icadından 60 yıl sonra Ermenilerin, Hollandalı, Rus, Türk, Norveçli ve pek çok milletten önce kendi kitaplarını bastıklarını not düşüyor ve şöyle diyor: “Böylesine saygın bir yıldönümü vesilesiyle ortaya konan hiçbir şey, Ermeni matbaacılığının güzelliğini ve mükemmelliğini ortaya koyan çalışmadan daha anlamlı ve güzel değildir.”

Anadolu’daki binlerce yıllık Ermeni kültürü 1915’te yerle yeksan edilmeseydi belki 2012 yılında da nice Teotig’ler bu anlamlı yıldönümünde çok değerli, kült haline gelecek eserler üretecekti. Kutlamalar 100 öncesinin İstanbul’unda olduğu gibi coşkulu olmasa da, 2012 yılında Ermeni tarihi açısından önemli çalışmalar yapıldı. Surp Pırgiç Hastanesi’nin 1900 ile 1910 arasındaki salnâmelerinin (yıllık) tıpkıbasımı Ermenice ve Türkçe diziniyle beraber 2012’nin Mayıs ayında Arsen Yarman tarafından yayımlandı. Öte yandan, bu yayımın son cildi olan ‘Ermeni Yazılı Kültürü-Harf, Elyazması, Matbaa ve Salnâmeler Tarihine Kısa Bir Bakış’ adlı kitap da Türkiye Ermenileri Patrikhanesi aracılığıyla yeniden okuyucuyla buluştu. Agos’u takip eden okuyucularımızın hatırlayacağı üzere Karin Karakaşlı, geçen Eylül ayında ‘Dib u Dar’dan yararlanarak, Ermeni matbaacılık tarihini anlatan geniş bir yazı kaleme almıştı. Şimdi artık Ermenice bilmeyenler de ‘Dib u Dar’ı okuyabilecek.


‘Dib u Dar’ın tanıtım toplantısı, Birzamanlar Yayıncılık Yayın Yönetmeni Osman Köker’in moderatörlüğü, Prof. Boğos Levon Zekiyan katılımıyla 28 Aralık Cuma günü yapıldı. Aynı akşam Zakarya Mildanğlu da Ermeni süreli yayınları eksenli özel bir sunum yaptı.

Sultan Mahmud tarafından Boğos Arabyan’a özel olarak bahşedilen matbuat nişanı

Tarih Vakfı’nın yayımladığı ‘İstanbul Ansiklopedisi’ hazırlanırken yararlanılan kaynaklar arasında ‘Dib u Dar’ın dikkatini çektiğini belirten Osman Köker, “Birçok Ermeni matbaacı aynı zamanda da Türk matbaasını zenginleştiren, ilerletenler kişilermiş. Arabyanlar, Mühendisyanlar gibi Ermeni matbaacılar Matbaay-ı Amire’de (Padişahın Matbaası) müdürlük bile yapmış, kimi Osmanlıca harfleri elyazısından matbaa harflerine çevirmiş, kimi de dökümlerini yapmış” dedi. Bir süre sonra kitabı çevirip yayımlama fikrinin oluştuğunu ifade eden Köker, birçok yayıncı arkadaşının da ‘Dib u Dar’ın çevrilerek yayımlaması konusunda kendisini teşvik ettiğini dile getirdi. Kitabı hazırlamasının çok uzun zaman aldığını vurgulayan Köker şöyle konuştu: “Daha erken yayımlamak istiyorduk fakat mümkün olmadı. Çünkü çevirisi oldukça zor bir kitap. Dört yıl önce Jamanag’ın 100. yılı vesilesiyle bir sergi hazırlıyordum, o sergiye paralel olarak bu kitabı da yayımlamayı düşündüm ve kitabın çevirisine başlandı. Ama redaksiyonun uzun zaman almasından dolayı yetişmedi. Dib u Dar, iki yıldan bu yana çevrilmiş bir şekilde elimde bekliyordu. Kitapta çok fazla Ermenice deyim ve özel adlar var ve bunların tam karşılığını vermek de mümkün değildi. Bu tür zorluklar yaşadık. Yıldönümü olduğu için kitabı 2012’de mutlaka çıkarmak istiyorduk.”

Köker, aynı zamanda ‘Dib u Dar’ın orijinalinin o döneme göre oldukça kaliteli basılmış, özel süslemeleri olan bir kitap olduğuna dikkat çekti. Bugün o dönemdeki motifli Ermenice harfleri basmanın mümkün olmadığı belirten Köker, “Bu durumda kitabın desenini kapağa taşıdık ve bu kapağı kullandık” dedi.

Aslına bakarsanız, Birzamanlar Yayıncılık geçen yılın son günlerinde, uzun zamandır özlemle beklenen bir işe imza atarken, kitabın orijinal Ermenice baskısını bilenler, bir miktar hayal kırıklığı yaşadı. Kuşe kağıdı, özenli baskısı, kenar süslemeleri ile bir el emeği şaheseri olan bu Ermenice özgün baskı, zamana meydana okuyan güzelliğini hâlâ koruyor. Dolayısıyla, bunca zaman bekledikten sonra, gönül, kaliteli bir baskı ve mizanpajla karşılaşmak isterdi doğrusu.

Çevirilerle başlayan Ermeni tarihi

Ermeni dili ve edebiyatı profesörü Boğos Levon Zekiyan ise, konuşmasında öncelikle Ermeni alfabesinin oluşumunu anlattı. Zekiyan, ilgiliyle izlenen sunumunda Teotig’in ‘Dib u Dar’ına gönderme yaparak dinleyicileri yazı ve matbaa tarihinin içerisinde bir yolculuğa çıkardı. Harf ve alfabe arasındaki farkın ayırt edilemediğini, aynı şeylermiş gibi varsayıldığına dikkat çeken Zekiyan, “Harf bir işarettir, bir sesi temsil eder, oysa alfabe bir sistemdir. Alfabe gündelik hayata etki eden bir gerçekliktir, dolayısıyla eski kavimler alfabeyi sembolik bir sistem olarak da görmüşlerdir. Ermeniler kendi alfabeleri yokken Yunanca, Asurca, Aramice yazarlardı. Beşinci yüzyılın başlarında Mesrob isimli bir keşiş alfabe yaratmayı düşündü. Ermeni alfabesinin mucidi Mesrob Maşdots adlı o büyük dehadır. ‘Deha’ diyorum, çünkü bir dilin bütün seslerini ifade edecek bir sistem bulmak bir dehanın ürünüdür. Mesrob’un yaptığı işi incelersek, o bir edebi kültür ortaya atıyor. 40-50 yıl içinde Yunanca, Süryanice yazılmış dini eserlerin çoğunluğu Ermeniceye çevrilmiştir. Yunan felsefi ve edebi eserleri de Ermeniceye çevriliyor ve çevirenler aziz ilan ediliyor. Bu da Ermenilerin çeviriye verdiği önemi gösteriyor.”


Hovhannes Mühendisyan’ın tasnif ettiği Türkçe harflerden örnekler:
1. Nesih, 6 punto;
2. Nesih, 12 punto;
3. Nesih, 16 punto;
4. Nesih, 24 punto;
5. Rıkka, 24 punto.

Osmanlı matbaacılığının öğrenilmesi için Ermeni kaynaklarının okunmasının gerekli olduğunu vurgulayan Zekiyan, Ermeni matbaacılığının neden Venedik’te başladığının kendisine sıklıkla sorulduğunu dile getirerek Hagop Meğabard’ın kişisel çabalarına değindi: “Matbaa Almanya’da bulunuyor ama 30 yıl sonra Venedik tüm Avrupa matbaacılığının başkenti oluyor. Venedik’te kitap basmak için hükümetten resmi izin gerekir. Fakat bu da işi uzatır. Meğabard da çok pratik bir adam ve büyük ihtimalle resmi izin almadan kitapları basmaya başlıyor. Venedik’te çok güçlü bir istihbarat ağı olduğu için kitapları izinsiz bastığının anlaşıldığını düşünüyor. Hakkında dava açılmış olacağını düşünen Hagop Meğabard’la ilgili neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz; iki yılda kitaplarını basmış ve arkasında hiçbir iz bırakmamıştır. 1496’da Venedik’teki bir Yahudi matbaacı hükümetten tüm doğu dillerinde yayın yapmayı tekeline almıştı ve bu diller içinde Ermenice de vardı. Yani Meğabard, iki suç birden işlemiştir: Birincisi, izinsiz kitap basıyor, ikincisi ise başkasının tekelinde bulunan bir dilde yayın yapıyor. Ama şunu da belirtmek gerekir ki Meğabard, Venedikli değildir, büyük olasılıkla İstanbul, Trabzon, Erzurum ya da Eçmiadzin’den gitmiştir.”

Ermeni matbaacılığının serüvenini dünya tarihi içindeki konumu çerçevesinde ele alan ve alfabeden, dizgi harflere uzanan yolda bir halkın varlık ve kültür mirasını belgeleyen Teotig şimdi Türkçede hikâyesini paylaşmayı bekliyor. Meraklı dinleyicilerin ona kulak vereceğinden ise hiç şüphemiz yok.

Gürcü ve Osmanlı matbaasının hizmetinde Arabyan

Özel taş üzerine yazı ve resim oyma sanatı olan ‘taş baskıcılık’ alanında İstanbul Ermenilerinin tek bir ustası olmuş: Artaki Gürcüyan. Bu zanaatın en güzel örneklerinden biri Raffi’nin resmidir. Büyüteç ile bakıldığından bu büyük romancının biyografini okumak mümkün.

Cesur bir matbaacı ve mürettip olarak ünü gittikçe her tarafa yayıldığından Boğos Arabyan 1770’li tarihlerde son Gürcü Kralı Heragl tarafından Tiflis’e davet edilmiştir. Öncelikle Gürcülerin harfleri üzerinde inceleme yapmış ve sonunda düzenli bir matbaa kurmayı başarmıştır. Kendisine verilen görevi bu şekilde başarıyla bitirmesi üzerine, o tarihlerde oldukça yüklü bir meblağ sayılabilecek 8 bin kuruşla ödüllendirilmiştir. Tiflis’ten Eçmiadzin’e geçen Arabyan, orada müron (kutsal yağ) takdis törenine katılmıştır. Zamanın Gatoğigosu Simeon bu ünlü İstanbullu matbaacıya saygı ve misafirperverlik göstermekten geri durmamıştır. (…)

Mesrobyan harflerinin hazırlığı ve Ermenice kitapların basımı dışında, Arabyan nesih ve ta’lik harflerini hazırlamakla Osmanlı devletine büyük bir hizmette bulunmuştur. Bu harfler kendi adıyla yani ‘Araboğlu’ diye adlandırılmıştır. Bu harflerin döküm işinde büyük emek harcayanlar sırasıyla, Dikran Aslanyan, H. Mühendisyan, ve Kh. Kevorkyan’dır. Özellikle Kevorkyan, Türkçe hareketli harfleri en mükemmel haline sokmuştur. Sultan Mahmud Osmanlı harflerini bulmasındaki hizmetini takdir ederek onu özel bir fermanla, 1816’da Saray Matbaası’nın müdürü yapmıştır.

Önemli bilgiler içeren bu ‘berat’, ‘divani’ denilen yazıyla bir satır siyah ve bir satır kırmızı olarak kaleme alınmıştır. İstanbul Ermenileri içinde sadece dört sülale berat sahibiydi; Düzyanlar, Dadyanlar, Balyanlar ve Arabyanlar.

Osmanlı’nın Gutenberg’i: Hovhannes Mühendisyan

Mühendisyan, matbaa işine 1839 tarihinde başlamıştır. Bir gün dostlarından Kh. Misakyan kuyumculuğu bırakarak bir matbaa açmasını tavsiye eder. Meslekten olmayan biri için bu oldukça güç ve düşünülmesi gereken bir öneriydi şüphesiz. Kendisi bu konuda şöyle yazmaktadır: “Baskı nasıl olur? Erkek harf, dişi harf ne demektir? Bu konuda hiçbir fikrim olmadan, sadece Misakyan’ın verdiği açıklamalardan cesaret alarak ve bu harika buluştan büyülenmiş olarak boş zamanlarımda çelikten harfler yapmakla meşgul olmaya başladım.”

Hampartsum notaları. Dişileri Hovhannes Mühendisyan tarafından hazırlanmıştır.

İlk taslak olarak (özellikle basacağı takvimler için hazırlamıştır) çelikten, Ermenice sekiz punto küçük harfler oyar. Harfler o kadar düzgün ve kusursuzdur ki, Badveli Khaçadur hayran olmuş ve soluğu saray mimarı Hovhannes Serveryan’ın yanında almıştır. O tarihlerde Yatılı Cemaran, Serveryan’ın katkılarıyla henüz yeni açılmıştır. Bu okulda zaten bir matbaa açmak istemekteydiler ve başına da getirilecek kişi ‘Hezarfen’ Mühendisyan’dan başka kim olabilirdi. Bu arada şunu da okuyucuya söylememiz gerek ki madeni oymak ve harf yaratmaktaki, dökümcülükteki ustalığının kuyumculuktaki başarısıyla büyük ilgisi vardır. Zira Mühendisyan, çok başarılı bir sadekârdı. Böylece yazıların tümünün yapılmasına başlar. Cemaran’ın hamamı matbaa olarak kendisine tahsis edilir. Yardımcı birkaç kişi ile beraber birkaç ay geceyi gündüze katıp çalışarak bu işi 1839 Kasım’ında bitirir. 1840 yılında 100 bin nüsha takvim basar. Oysa genelde bir takvimin basımı 10 bin civarındadır. (…)

Çelik üzerine Ermeni harflerini kolay çizmek için özel bir alet ve makine icat etmiştir (dönemi için büyük başarıdır). Makinenin içine çelik ve bakır yerleştirmiş, oluşan basınçla erkek harflerden kolayca dişi harfler çıkarabilmiştir. Böylece hayatında hiç Avrupa’da torna sanayisinin aletlerini görmeden ve kullanmadan, kendi icadıyla harflerin oyulmasını ve dökülmesini kolaylaştırmıştır. O tarihlerde hemen hemen tüm Ermenice kitaplar ve gazeteler, özellikle de ‘Masis’ onun icat ettiği bu harflerle basılmıştır. Öyle ki, hayatının en güzel yıllarını Osmanlı harflerini en mükemmel hale sokmaya çalışmış olmasaydı, hiç kuşkusuz kendi matbaası çok çeşitli ve farklı Mesrobyan harfleriyle dolmuş olacaktı. (…)

Türkler tarafından bile ‘Türklerin Gutenberg’i diye anılan bu sanatkâr ve matbaacı adam elyazısı şeklindeki rık’a harflerin erkeklerini yapmaya teşebbüs ettiğinde 80 yaşındaydı. İşi ölümünden birkaç gün önce tamamlayabildi ve bu iş onun başyapıtı sayılabilir. Son senelerde Mühendisyan’ın atölyesi Pera’daki evindeydi. Dört duvar arasında bu yaşlı, doğulu Gutenberg, gözlükleri burnunun ucunda sessiz sedasız gündoğumundan batımına kadar İslam harflerini geliştirmek için çalışmaktaydı. Tüm arzusu ruhunu bu işi bitirdikten sonra teslim etmekti. Nitekim öyle de oldu, 17 Kasım 1891’de Pera’daki evinde vefat etti.

Hovhannes Mühendisyan’ın yaşamı sadece Osmanlı’nın edebiyat ve basım hayatıyla değil, ticari gelişimiyle de sıkı bağlantılıdır. Onun zamanında galvano, stereotip ve çinkografi ilk kez Osmanlı’ya girmiştir. Biz Ermeniler özellikle de Türkler bu ünlü Ermeni zanaatkâra ilelebet minnettar kalacağız. Türk basını ölümünden sonra bu verimli ve unutulmaz şahsiyetin anısını büyük övgülerle onurlandırdı.

Bir kayıt tutucu olarak Teotig

Asıl adı Teotoros Lapçinciyan olan Teotig, 5 Mart 1873’te İstanbul Üsküdar’da doğdu. Cemaran ve Berberyan okullarından sonra bir süre Robert Kolej’e devam etti. ‘Manzume-i Efkâr’, ‘Ceride-i Şarkiye’, ‘Dzağig’, ‘Püzantiyon’ gazetelerinde yazdı.

1902’de, sonraki yıllarda yakın çalışma arkadaşı olacak olan Arşaguhi Cezveciyan’la evlendi. 1907’den itibaren ‘Amenun Daretsuytsı’ (Umumi Salname ya da Herkesin Yıllığı) adlı yıllıkları yayımlamaya başladı. 1912’de Ermenice harflerin bulunuşunun 1500. ve Ermeni matbaacılığının 400. yılı vesilesiyle ‘Dib u Dar’ı (Baskı ve Harf) hazırladı.

‘Dib u Dar’ ve 23 ciltlik ‘Amenun Daretsuytsı’ dışında önemli eserleri şunlardır: ‘Bolso Hayevarı’ (İstanbul Ermenicesi, İstanbul, 1905), ‘Gağant’ (yılbaşı, İstanbul, 1912), ‘Huşartsan Abril 11i’ (11 [24] Nisan abidesi, İstanbul, 1919), ‘Zulumı Yev Mer Vorperı (Zulüm ve Yetimlerimiz, İstanbul, 1920), ‘Koğkota Hay Hokevoraganutyan’ (Ermeni Din adamlarının Golgothası, İstanbul, 1921). Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcında, henüz Ermeni aydınlarına yönelik sürgün başlamadan önce, ‘Amenun Daretsuytsı’da yer alan bir yazı nedeniyle bir yıl hapis cezasına çarptırılarak hapse atıldı. 1916 Nisan’ında hapisten çıkınca tekrar tutuklanıp sürgüne yollandı. Türk-Alman subayların gözetiminde Toroslar’da Bağdat demiryolunun yapımında çalışan “Amele Taburları”na mensup Ermeni gençler Teotig’i kaçırıp kamplarına götürdüler. Teotig, Adana’nın kuzeyindeki Belemedik-Taşdurmaz mevkiinde, Vahan Nekdaryan adına düzenlenmiş sahte bir kimlikle amelelik etmeye başladı ve 1918 Mütarekesi’ne dek, kendi deyimiyle, “tehlikeyle, korkuyla ve güvensizlikle kardeş kardeşe yaşayarak” hayatta kaldı. Savaş sonrası döndüğü İstanbul’da yeniden ürün vermeye başladıysa da, değişen siyasi koşullar karşısında 1923’te ülkeden ayrılmak zorunda kaldı. Ancak bu ara dönemde öldürülen aydınlar, din adamları başta olmak üzere Ermeni kültürünün hayatına son verilen bütün kuşaklarını kayda geçerek büyük bir hizmet verdi. Yunanistan ve Kıbrıs’ın ardından Paris’e yerleşti. Yıllıklarını yurtdışında da yayımlamaya devam eden Teotig 24 Mayıs 1928’de Paris’te yaşamını yitirdi.

Hayganuş ve Şuşan

Mürettip Ermeni kadınlar

Dört yüz yıl içinde (1592-1912) tüm dünyada sayısız Ermenice kitap ve gazete basan yaklaşık 460 matbaa açılmıştır. Her birince ortalama üç mürettip çalışmış olsa bu hesapla Gutenberg’in Ermeni talebelerinin sayısı bin 400’e ulaşır. Bu bin 400 kişilik grubun içinde sadece iki kişi kadındır. Bayan Hayganuş ve Şuşan, Ermeni mürettip bulunmaması sebebiyle son zamanlarda dizgi işinin tahsilini görmüşler ve ünlü babaları Mıgırdiç Portukalyan’ın Marsilya’daki ‘Hay Dıbaranı’ (Ermeni matbaası) adlı matbaasında çalışmaya başlamışlardır.

Armenia adlı gazetenin dört sayfasını zarif parmaklarıyla kendileri hazırlamaktadır. Böylece hemcinslerine terbiye sınırları içinde ezici bir ders vererek, hiçbir zanaatın Ermeni kadını için zor olmadığını göstermektedirler. Hayganuş aynı zamanda bir ‘linotipist’ olarak, aynı şehirde yayımlanmakta olan ‘La Sémaphoe de Marseil’ adlı Fransız gazetesinde gündelikle çalışmaktadır. Öyleyse yaşasın Ermeni feminizmi!

Kategoriler

Genel