BASKIN ORAN

Baskın Oran

İÇLİ DIŞLI

Raporun yazarı olarak bana ve raporu onaylayıp oylatan kurul başkanı olarak Prof. Kaboğlu’na ölüm tehditleri başladı. Yakın korumalar ailemizin zorunlu fertleri haline geldiler. Ardından, bize bu Rapor’u hazırlama görevini kanunla vermiş olan devlet, ikimiz hakkında "halkı, kin ve düşmanlığa tahrik etmek (TCK 216) ve “devletin yargı organlarını alenen aşağılamak”tan (TCK 301/2) dava açtı.

KKTC’yle birlikte, “1 millet 2 devlet” sloganımız doğmuştu. Nur topu gibi bir Azerbaycan’ımız olunca onu da katıp “1 millet 3 devlet” dedik. Yalnız, bu politika Neo-Osmanlıcı bile değil çünkü Osmanlı I. Dünya Savaşı’na kadar Kafkaslarla ilgilenmedi. Bildiği varmış.

Evet, Yunan gazetesinin hakareti kesinlikle terbiyesizlik ama, CB Erdoğan başta olmak üzere bizim kimi devlet adamlarımızın söyledikleri ve yandaş medyanın yazdıkları da pek “cami kapısından getirilmiş” sayılmaz.

Savaş sonrasında işsizliğin ve enflasyonun tavan yaptığı bir ortamda Kral III. Vittorio Emmanuele, durumu düzeltmesi için Mussolini’yi 1922’de başbakan yaptı. Önceleri liberallerin desteğini alan Mussolini, tren ve otoban sistemleri kurarak ve çiftçileri destekleyerek ekonominin canlanmasını, işsizliğin azalmasını sağladı. Popülaritesini çok artırdı.

Şeytanın avukatlığına soyunalım şimdi: Acaba Yunanistan, kendi batısında karasularını 12 mile çıkardıktan sonra aynı şeyi doğusuna da (Ege’ye) uygulamaya kalkar mı? İşte ancak o zaman diyebilirsin “savaş sebebi” diye; daha önce değil.

Zaten bizim için para önemli değil. Önemli olan, artık bir “dünya devleti” olduğumuz. Fakat ne yapacağı, nereye ve kime ne zaman bulaşacağı hiç bilinemeyen bir dünya devleti. Böyle olmak bir mazhariyet midir, biraz şüpheli. Başta ünlü The Times olmak üzere okuyabildiğim bütün kaynaklarda Erdoğan’ın dış politikası artık “loose cannon” diye geçiyor