Peyro / lensler konuşabilseydi

Fotoğrafçı Berge Arabian, Agos'un kültür sanat sayfalarında kaleme aldığı 'Lensler konuşabilseydi' başlıklı köşesinde, çektiği fotoğrafların hikâyelerini anlatıyor.

On yıl kadar önce Eminönü’nde çektiğim bu fotoğrafın bana çağrıştırdığı bir sürü anı var. Basit, hatta başarısız denebilecek bir fotoğraf... Fakat anılarım, geçmişin derinliklerinde kalmış zamanlara dayanıyor. Alabildiğine geniş, yıldızlarla kaplı bir gökyüzü, ve dolunay... Sokağımızın başındaki lambanın cılız ışığı dışında her şeyi sarıp sarmalayan bir karanlık. Arada bir köpek havlamasıyla ya da bir komşunun öksürüğüyle bozulan, derin bir sessizlik. Yüzümü okşayan, tatlı, serin bir esinti. Bir de, güzel Peyro’nun sevgiyle ışıldayan gözleri… Şefkatle bana bakıyor Peyro. Çocukluk sevinciyle dolu o sonsuz geceyi bunlarla hatırlıyorum.

Kamışlı’da rüya gibi bir yaz gecesi. Damda, Peyro’nun yatağındayız. Ben altı-yedi yaşındayım, Peyro yirmisine yakın. O geceyi hiç unutmayacağım. Tozdan ve rüzgârdan korunmak için dört tarafına çarşaf gerilmiş yatakta, kalın yorganların altında geçirilen serin bir yaz gecesinin güzelliğini nasıl unutabilir ki zaten insan... Gökyüzüne saçılmış milyonlarca yıldızdan başka bir şey görünmüyordu. O gece bir de, yanımda Peyro’nun olması eklenmişti buna. Peyro, Maryam Teyze ile İssa Amca’nın kızıydı. Süryanilerdi; oturduğumuz ev onlarındı sanırım. Ben o evde doğmuştum. Ev diyorum ama evden öte bir şeydi. Ortasında kocaman bir dut ağacının olduğu, dikdörtgen bir avluya açılan bir sürü mesken…

Peyro’nun ailesi yan tarafımızda oturuyordu. Bizim memlekette komşu, çoğu zaman akraba gibi görülürdü. Onların evinde çok vakit geçirirdim. Elimi kolumu sallayarak evin kapısını açar, içeri girip yer minderlerinin üzerine kuruluverirdim. Sessiz sakin, kendi hâlinde bir aileydi. Aralarında hep Süryanice konuşurlardı. Maryam Teyze bazen beni yanına oturtur, bana sarılıp bir şeyler sorardı. O ve eşi benim annem ve babamdan çok daha yaşlıydı. Annemle yaşıt, evli bir kızları vardı. Bazen de Peyro veya erkek kardeşi Gabro otururdu yanıma. Yaz günleri, öğleden sonraları saatlerce Gabro’nun Arapça Red Kit’lerini okurdum. Aramızdaki yaş farkı büyük olsa da benimle birlikte vakit geçirirdi. Kış geceleri Peyro ödevlerime yardım ederdi. Çocuksu sorularıma ve yanıtlarıma çok gülerdi. Kimi zaman bir kahkaha patlatır, ardından beni kucaklayıp öperdi. Bana küçük kardeşiymişim gibi sevgi ve şefkat gösterirdi.

O gece damda, Peyro’nun yatağında, onun yanında uyuyacaktım. Nedenini hatırlamıyorum. Belki annem ve babam akrabaları ziyarete gitmiş, beni ona bırakmışlardı. Ama o gece Peyro çok güzel. Onu beyaz, uzun geceliğiyle ilk kez görüyorum. Tatlımsı bir kokusu var, ne olduğunu bilmiyorum. Gülsuyu olabilir, ya da bir başka çiçeğin kolonyası. Saçının o kadar uzun olduğunu da bilmiyordum. Saçını hep topuz yaptığından, daha önce fark etmemiştim. Henüz çok küçük olduğum için, güzel bir kızın ne demek olduğunu bilmiyorum. Ama geceliğinin beyazlığı, açık renk teni, siyah saçları, kocaman gözlerindeki bilgelik ve şefkat dolu bakışlar, ‘güzel’ dedikleri şeyin bu olduğunu düşündürüyor bana. Bir dirseğini yatağa yaslamış hâlde yanımda yatıyor, bana kasabamız, komşularımız hakkında bir şeyler söylüyor ve kendim hakkında bir şeyler soruyor. O gece onu çok güldürüyorum. Tanıdığımız insanlara, gökyüzüne, güneşe ve hayvanlara dair, türlü türlü, aptalca sorular soruyorum. Mesela, horozların neden geceleri, insanlara uyku vaktinin geldiğini haber vermek için ötmediklerini, neden her sabah inatla, ‘ü ürü ü’leriyle, uykusu olan zavallı insanları uyandırdıklarını sorduğumu hatırlıyorum. Ammo Sıdkı’nın (Sıdkı Amca) adının neden Ammo Basil, Ammo Basil’in adının neden Ammo Sıdkı olmadığını da soruyorum. İkisinin de bizim sokakta bakkal dükkânı yok mu sonuçta? Kim veriyor onlara bu isimleri? Peyro o gece hep gülüyor ve bana defalarca sarılıyor. Uzun uzun konuşuyoruz, kimi küçük kimi büyük, bir sürü konuda aklımızdan geçenleri söylüyoruz birbirimize, fikirlerimizi paylaşıyoruz. Bana kayan yıldızlar hakkında bir aşk hikâyesi anlatıyor. Hikâyenin neresinde uyuyakaldığımı, beni bizim evdeki yatağa kimin götürdüğünü bilmiyorum.

Aradan yıllar geçti ama o gecenin hatırası, hâlâ yüreğimi okşayan tatlı bir esinti gibidir; Peyro ise, masal gibi geçen çocukluğumun perilerinden biridir.

 

                                                                                                                                     İngilizceden çeviren: Altuğ Yılmaz



Yazar Hakkında