YETVART DANZİKYAN

Yetvart Danzikyan

KARDEŞÇESİNE

Yerel seçimler: Zafer, mağlubiyet, soru işaretleri

Büyük bir hata yapmadıkları sürece gerek İmamoğlu’nun gerekse Yavaş’ın önleri açık. Peki riskler ve soru işaretleri neler? Şunlar: Türkiye’de demokratik ve özgürlükçü hareket ne zaman hamle yapsa, oylarını artırsa, karşısında önce muhafakazakâr-sağ siyaseti, sonra da sağ siyasetle içiçe geçmiş devlet güçlerini bulur. Ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, MHP Lideri Bahçeli’ye yanıt verirken yaptığı analiz, nedense pek yer bulmadı medyada.

31 Mart Yerel Seçimleri’nin gerek muhalefet, gerekse iktidar kanadında yarattığı “beklenmedik” sonuçları tartışmaya devam etmekte beis yok. Zira kritiktir. Öncelikle: “Beklenmedik” diyorum zira Ekrem İmamoğlu 12 puanlık bir farkı belki kendisi de beklemiyordu. 2019 hariç, son yıllarda her seçimden yılgınlıkla çıkan CHP seçmeni ise, evet, bir galibiyet bekliyordu, ama 12 puanlık bir fark? Bu özgüven pek yoktu. Ankara için de benzer şeyler söyleyebiliriz.

Esas “beklenmedik” olan muhtemelen CHP’nin seçimden birinci parti olarak çıkması oldu. Evet ekonomik kriz vardı, evet AKP artık siyasi olarak topluma bir gelecek sunamıyordu, evet Erdoğan artık eski performansının çok uzağındaydı. Ama birinci parti olmak? Bence CHP seçmeninin belki de pek azı bunu bekliyordu. 

İktidar açısından da herhalde ikinci parti olmak pek de beklenen bir durum değildi. Evet İstanbul adayı zayıftı, hele Ankara adayı başlı başına kötü bir seçimdi. Ama Erdoğan her zamanki gibi bu seçimi de gelip kurtaracaktı. Kaldı ki büyük medya ellerinde değil miydi? Neredeyse her akşam bir aday, kalan akşamlarda da Erdoğan televizyona çıkar, mitingler de gün boyu yayınlanır, olur biterdi. Sosyal medyada da karalama propagandalarına hız verildi mi, tamamdı bu iş. İstanbul ve Ankara kaybedilse bile psikolojik üstünlük pekâlâ AKP’de kalabilirdi. 

Böyle olmadı. Ekonomik kriz, bilhassa Anadolu’daki seçmenler açısından, 2023’teki “Acaba geçici mi?” vasfını kaybetti ve krizin uzun bir süre için kalıcı olduğu belli oldu. Ayrıca Erdoğan’ın da krizi çözmek için bir formülü olmadığı ortaya çıktı. Kurtarıcı diye getirilen Mehmet Şimşek’in hamleleri krizi çözmek bir yana, daha da derinleştiriyordu, dar gelirliler açısından.

İsrail ile ticaret de ayrı bir meseleydi. Evet AKP seçmeni Erdoğan’ın pek çok 180 derecelik dönüşünü hiç sorun etmemişti. Çözüm sürecinin kendisini de, süreçten bir anda geri dönülmesini de, ABD ile bir küs bir barışık olunmasını da, Mısır Devlet Başkanı Sisi’nin bir dönem en büyük düşman, bir dönem dost olmasını da, faizin bazen ‘nas’, bazen gereklilik oluşunu da kaldırabilirdi. Ancak soykırıma varan bir Gazze operasyonda İsrail ile ticarete devam etmek belli ki AKP seçmenin en azından bir bölümünün artık “sindiremeyeceği” bir durum olmuştu.

Peki şimdi ne olacak? Muhalif kamuoyundan gelen analizler, genel olarak AKP’nin artık bittiği, Erdoğan’ın siyasi hayatının da artık bitmek üzere olduğu yönünde. 1989 yerel seçimleri sık sık hatırlanıyor bu analizlerde. Hatırlanacaktır ANAP’ın düşüşe geçmesinin en kritik aşamasıydı o seçimler ve SHP %28,6 ile birinci parti, DYP %25,1 ile ikinci parti, ANAP da %21,8 ile üçüncü parti olmuştu.

Evet o seçimler ANAP için sonun başlangıcı oldu. Ancak sosyal demokrasi için bir şahlanış döneminin başlangıcı olamadı. 1991 seçimlerinden (Demirelli) DYP %27 ile birinci parti çıkmış, (Mesut Yılmazlı) ANAP %24 ile ikinci parti çıkmış, Bülent Ecevit’in DSP’si ile rekabet ve İSKİ skandalı mücadele etmek durumunda kalan Erdal İnönülü SHP %20,8 ile üçünü parti olmuştu.

Buna rağmen siyasi dengeler yine de SHP’ye ve Erdal İnönü’ye DYP ile koalisyon kurma ve hükümete gelme şansı tanımıştı. Ancak ne yazık ki 1993 yılında Kürt meselesinin ve “asker”in siyasete ağırlığını koyması ile manzara tamamen değişmişti.

Bunları niye anlatıyorum? “Yine aynısı olur” türünden bir ‘gamlı baykuş’luk yapmak değil niyetim. “Tarih tekerrür eder” lafını pek sevsek de aynı suda iki kere yıkanmayız, hem su değişmiştir hem de bizler. Bu kez koşullar farklı hiç şüphesiz. AKP’yi 22 yıl boyunca birinci parti yapan kuşak, yerini yeni bir kuşağa bırakıyor. Nesil değişti. AKP’nin toplumun tüm kurumlarını tahrip eden siyaseti de öyle görünüyor ki bir bıkkınlık yaratmış durumda. (Yine de şunu hatırda tutmak lazım: İl genel meclisi açısından baktığımızda AKP’nin oy oranı CHP’nin sadece 1,2 puan altında: % 32, 88 düzeyinde.)

Keza CHP’nin seçim galibiyetinde de Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş gibi siyasetçilerin kritik bir rol oynadığını söylemek mümkün. Dolayısıyla büyük bir hata yapmadıkları sürece gerek İmamoğlu’nun gerekse Yavaş’ın önleri açık.

Peki riskler ve soru işaretleri neler? Şunlar: Türkiye’de demokratik ve özgürlükçü hareket ne zaman hamle yapsa, oylarını artırsa, karşısında önce muhafakazakâr-sağ siyaseti, sonra da sağ siyasetle içiçe geçmiş devlet güçlerini bulur. Bilhassa 2015 sonrasında, yani AKP’nin, MHP ve diğer geleneksel  güçlerle koalisyon yaptığı dönemde devlet kadroları ve yargı, milliyetçi ve kimi tarikatlara yakın güçlerin eline geçti. Bu güçlerin siyasi alanı bulandırma kapasitesini 31 Mart’tan hemen sonra Van örneğinde gördük. Mazbatanın önce iptal edildiği sonra da DEM Parti adayına verildiği bu iki günde perde arkasında neler olduğunu henüz tam olarak bilmiyoruz. Benzer operasyonlarla karşılaşır mıyız? Bilinmez.

Velhasıl CHP ve muhalefet, başladıkları bu yolu devam ettirmek istiyorsa, 1989 sonrası SHP’nin kararsızlıklarından, 1977 sonrası CHP’nin (ki elbette şartlar bambaşkaydı) tutukluğundan, yalpalamalarından dersler çıkarması gerekir. Hepsinden önemlisi seçmen teveccühünün dinamiklerini iyi tespit etmesi gerekir. CHP’nin ve muhalefetin önüne gelen fırsat, heba edilmeyecek kadar önemli. Demokrasiyi, insan haklarını ve barışı özleyenlerin beklentisi de bu olsa gerek. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, bayramın birinci günü, (CHP’nin seçim galibiyetini karalamak gayesiyle) “Türkiye Cumhuriyeti sandıkta kurulmamıştır” diyen MHP Lideri Bahçeli’ye yanıt verirken yaptığı analiz, nedense pek yer bulmadı medyada. Şöyle dedi Özel:

“Bu topraklarda ne zaman devletle millet karşı karşıya gelirse, millet kazanır. Millet devlet kurar, devletler millet kurmaz. Millet devleti kurar, geliştirir, anayasasını değiştirir. Millet ne derse o olur. Son seçimlerde milletle devleti karşı karşıya alanlar, devletin kamu görevlilerini, televizyonunu, Anadolu Ajansı'nı bir siyasi partinin emrine sokup, milletin karşısına dikenler, bundan ders alsınlar. Ne zaman millet devlet karşı karşıya; 1983’te ‘askeri seç’ diyenlere Özal seçilmiştir. Ne zaman millet, devlet karşı karşıya: devlet, bu milletin evlatlarının ne giyeceğine devlet karışmıştır. Ne zaman devletin bazı unsurları milletin karşısında: 15 Temmuz. Ve bu seçim. Ne zaman milletin karşısına devleti dikerseniz millet kimseyi dinlemez; milletin dediği olur. Sonra devlet yeni şeklini alır.”

Özel’in bu sözleri bence çok önemli ve olumlu. En az bunun kadar önemli olan Bahçeli’nin sözlerinin siyasette, bilhassa da AKP’de hiç tepki yaratmaması.