Tek Ulus, İki Mantık: Ed Miliband ve Britanya Çokkültürcülüğünün Sorunu

Galler çalışmalarıyla tanınan Daniel Williams, İngiltere’de İskoçya’nın bağımsızlık referandumuyla daha çok tartışılmaya başlanan kimlik konusunu yazdı, Halit Yerlikhan çevirdi: “Britanya kimliği açık ve dinamik bir karaktere sahiptir: diğer uluslarınkiyse dar, katı ve dışlayıcı bir mahiyet taşır. Bir tahakküm ve ikiyüzlülük mantığı olarak ‘Tek Ulus’ söyleminin dayandığı temel budur.”

Daniel G. Williams

1970’lerde merkezi hükümetin yetkilerinin bir kısmının Galler ve İskoçya hükümetlerine devredilmesi tartışmaları esnasında, Raymond Williams, insanların ‘sahici yahut prova edilmiş bir hisle çatallanan ses tonlarıyla’ ‘Britanya’nın dağılması’ndan söz ederken ‘sadakatsizlik, hatta ihanet imasında bulundukları’nı tespit etmişti. Kraliçe’nin elmas jübilesi ve Britanya’nın olimpiyatlarda elde etmiş olduğu başarı, bayrağın ve ‘tek ulus’ ideolojisinin sahiplenilmesine ve 1970'lerdekine benzer bir siyasi iklimin temayüz etmesine yol açtı. Örneğin Ed Miliband, o mütereddit, kararsız liderliğinin dirilişini muştularcasına kendisini Benjamin Disraeli’nin siyasi geleneği içerisinde konumlandırarak, Muhafazakâr-Demokrat Koalisyonu’nun ayrıştırıcı politikalarına karşı ‘tek ulus’un müşterek bağlarına işaret etti.

Miliband’ın çokça methedilen konuşmasını, İskoçya’nın bağımsızlığına ilişkin yakın bir tarihte gerçekleşecek olan referandumla ilişkilendirerek yorumlamak gerek. Mo Farah ve Jessica Ennis gibi olimpiyatlarda ülkesini temsil eden sporcuların şahsında, Ennis’in Yahudi oldukları için faşizmin zulmünden kaçıp, İngiltere’ye sığınan ailesinin tarihini de vurgulayarak, Britanya’nın çokkültürlü ve hoşgörülü bir toplum olduğunu tüm dünyaya duyurduklarını ifade eden Miliband, Britanya’yı, dürüst insanların bir parçası olmaktan ancak memnuniyet duyabilecekleri bir ülke tasvirinde bulundu. Bu tasvirin, Kelt milliyetçilerine ilişkin tuhaf sonuçları var: İskoç ve Gal milliyetçileri, İngiliz ulusunun bu tasvirini reddederek, savundukları milliyetçiliğin ‘dar kafalı’, ‘bölücü’, ‘hoşgörüsüz’, ‘kavimci’ ve ‘içe dönük’ mahiyette bir etnik milliyetçilik olduğu yollu stereotipi pekiştirmiş olmuyorlar mı? Diğer yandan, Miliband’ın İngiltere imgesini kucaklamak, İskoçya ve Galler için daha geniş bir otonomi talebiyle çelişecek, onun altını oyacaktır. Fakat İskoçya ve Galler zaten uzun bir süredir Britanya’nın bir parçası durumunda. Hiçbir şey, Miliband’ın konuşmasının uzun Britanya tarihi boyunca defaaten dile getirilmiş olanın bıktırıcı bir tekrarından başka birşey olmadığını, Disraeli'nin isminin zikredilmesi kadar net bir biçimde gösteremez. Britanya’nın eski başbakanlarından olan Disraeli, ‘tek ulus’ imgesine ilk kez başvurduğu iddia edilen Yahudi kökenli, muhafazakâr bir politikacıydı. Bu imgeyi toplumsal dolaşıma sokmakla arzu edilen, müşterek bir Britanya kimliğine vurgu yaparak Viktorya Çağı’nın etnik ve toplumsal ayrımlarını, bölünmüşlüğünü aşmaktı. Bu vesileyle, Jane Ridley’in, Disraeli’nin vaftiz olup, Hristiyan inancına geçtiği, eğer dini vecibelerini yerine getiren bir Musevi olsaydı dönemin yasaları uyarınca parlamentodan ihraç edileceği tespitini de aktarmak gerek. Britanya, tarihi olarak, azınlıklara karşı önderlerinin inanmamızı istediği kadar hoşgörülü ve müşfik olmamıştır.

Britanya’nın muhtelif halkların barış ve huzur içerisinde bir arada yaşadıkları bir ülke oldukları anlayışı, muazzam bir dirence sahip görünüyor. Matthew Arnold’un 1866’da Kelt edebiyatı üstüne vermiş olduğu derslerde güçlü bir biçimde serimlenen bu anlayış, bütünleşik İngiliz kimliğinin bir parçası olan Kelt ‘bileşeni’ni tanımak suretiyle İrlandalıların bağımsızlık taleplerinin üstesinden gelinebileceği yollu Viktorya çağının hakim anlayışını yansıtıyordu. Ömrünün son yıllarında Arnold, Parnell ve takipçilerinin iddialarıyla yüzleşmek ve mücadele etmekteki isteksizliği yüzünden Gladstone’dan çektiği desteğini Disraeli’ye yöneltmiştir. Danny Boyle’un bir hayli beğenilen bu yılki olimpiyat açılış töreninin başarısı, biraz da Britanya’nın çeşitlilik içerisinde birliği temsil ettiği şeklindeki mezkûr anlayışa dayanıyor olmasından kaynaklanıyordu. Söz konusu anlayış, Britanya takımının İskoç, Galli, Somalili ve diğer ‘etnik’ ve ‘bölgesel’ kimliklere sahip çok sayıda sporcudan mürekkep çoketnili muhtevasınca da pekiştirilmişti.

Bu yaklaşım, parti konferansındaki konuşmasında zirvesine ulaşacak şekilde, yıl boyunca Ed Miliband’ın muhtelif konuşma ve röportajlarında vurgulandı. Kanal 4’ten Krishnan Guru Murhty’e vermiş olduğu bir röportajında, Miliband kendi Yahudi ve İngiliz kimliğine göndermede bulunarak, Britanya kimliğinin her ikisine birden cevaz verdiği, olanak tanıdığı açıklamasında bulundu. Miliband’ın İngiltere’sinin liberal, hoşgörülü ve açıkgörüşlü bir kimlik telakkisine dayandığı görülüyor. Ancak bu anlayış, kurucu etnisitelerin statik bir mahiyete sahip olduğunu varsaymakta ve onları geri plana iterken, Britanya’yı çokkültürlü ilerlemenin motoru addetmektedir. Böylelikle Britanya kimliği dinamik ve evrilmeye devam eden, gelişmeye müsait bir hüviyete sahip olarak anlatılaştırılırken, projenin kurucu unsuru olan halklar durağan ırklar olarak sabitleniyor. Olimpiyat seremonisinin açılışında Gal halkı, -İngilizce seslendirilen!- meşhur bir Gal ilâhisi okuyan bir grup okul çocuğunca, kapanış seremonisindeyse ‘geleneksel’ Gal kostümleri içerisindeki bir grup kadın tarafından temsil edilmişti. Olimpiyat vizyonunda modern Gal kültürüne ve diline yer yoktu. Seremonide ne bir Galli rock grubuna, ne de modern, gelişmekte olan Gal kültürüne ilişkin, İngilizce ya da Galce ifade olunmuş herhangi bir emareye rastlamak mümkündü. Bu temsilden Galler’in çokkültürlü bir toplum olduğu, ‘Gal’ kimliğinin muhtelif köklerden gelen insanları -Yahudi, Afro-Karayipli, Somalili, Hintli vs.- kapsadığı, Gal halkının dört başı mamur bir kültüre sahip bulunduğu sonucunu çıkarmak olanaksızdı.

Açık fikirli, liberal bir İngilize, Miliband’ın vizyonunun neden yanlış olduğunu açıklamak bir hayli zordur. Bu yüzden tartışmanın bağlamını değiştirmek faydalı olabilir: İngilizlerle, Galliler arasındaki ilişkideki sorun, belki o kadar ciddi olmasa da, Žižek’in Sırplarla, Slovenler arasındaki ilişkide tespit etmiş olduğu problemin ayna imgesidir . Žižek, ‘sıklıkla Sırp karşıtı bir Sloven milliyetçisi olmakla' suçlanıyor olduğuna işaret ediyor ve diyor ki:

‘Sözümona demokratik muhalefetten Sırplarla konuştuğumda, etnisiteye değil, vatandaşlık bağına dayalı kozmopolit, demokratik bir Sırbistan’dan yana olduklarını söylüyorlar. Tamam diyorum, bunu kabul etmemek mümkün değil. Fakat problem tam da burada baş gösteriyor; onlarla biraz daha sohbet edince, kültürlerinin eşsizliğine, biricikliğine ilişkin kavrayışlarını, demokratik bir evrenselcilik kisvesi altında gizlediklerini fark ediyorsunuz. Örneğin, onlara Slovenya’nın otonomisi hakkında sorular sorduğunuzda, size Slovenya’nın küçük, kendi içine kapalı bir ulus olduğunu, kendilerininse milliyetçilik karşıtı ve dışa açık, demokratik bir toplumdan yana olduklarını söyleyeceklerdir’.

Žižek, Sırpların, Sırbistan’ın çokkültürlü ve demokratik bir vatandaşlık idealini sırtlanabilecek Yugoslavya’daki yegane ulus olduğu inancına dayalı ‘iki düzeyli bir milliyetçilik’ tatbik ettiklerini iddia eder. Bu, ‘ikili bir mantığa’ tekabül eder; bu mantığa göre Sırplar aslen demokratik, modern ve gelişmeye, değişime açık bir ulusken, Slovenler dışa kapalı, geleneksel, ‘ilkel bir Alp kavmi’ olarak kabul edilir. Žižek’e göre bu kavrayış, günümüz ırkçılığının büründüğü oldukça yaygın bir forma işaret eder. ‘İnsanlar demokrasiye olan inançlarından söz ettiklerinde dikkatli olmalıyız’, diye uyarır Žižek, zira esas önemli olan ‘o insanların öteki statüsündeki başka insanları da kendileri gibi demokrasiye layık görüp görmedikleridir’.

Yugoslavya’nın yerine Britanya’yı, Sırbistan’ın yerine İngiltere’yi, Slovenya’nın yerineyse Galler’i koyup, tekrar düşünün. Britanya milliyetçileri, ulusal kimliklerinin ilerici potansiyeline vurgu yapıp, kendi çıkarlarına ve kimliklerine uygun bir yönetsel form arayışına giren azınlık uluslarının böyle bir potansiyele sahip olduklarını reddederken, Sırplarınki gibi bir ‘ikili mantığa’ başvuruyor. Solda ‘Britanya’, emperyal hüviyetinden ve artalanındaki ırksal üstünlük kavrayışından arındırılarak, İngiliz kimliğinin çokkültürlü yüzü olarak benimseniyor. David Marquand, Ed Miliband’ın konuşmasına yönelik desteğini OurKingdom sayfalarından duyurdu. Marquand, Miliband’ın konuşmasının ‘İngiltere sorununa ilişkin Victoria dönemine özgü bir diyalog çağrısı’ olduğu hususundaki iddiasında haklı. Britanya kimliğinin hakim kültürel formları İngiliz damgasını taşımaktadır. Miliband, Murthy’le olan röportajında, Keire Hardie’den ‘İskoçya’da doğan, Galli seçmeni temsilen İngiliz parlamentosuna seçilen bir siyasi’ olarak söz ederken, yahut mükerrer kereler ‘İngiliz Ulusal Sağlık Hizmeti’ne atıfta bulunurken bunu gayri-ihtiyari olarak açığa vurmuş oluyordu. Britanya takımının olimpiyatlarda başarı kazanan sporcuları, madalyalarını 'Tanrı Kraliçeyi Korusun' marşı eşliğinde aldılar. Yasmin Alibhai-Brown, birkaç yıl önce Gal ve İskoç hükümetlerinin yetkilerinin genişletilmesi çağrısının çokkültürcülük karşıtı bir siyasi ajandadan kaynaklandığını söyleyecek kadar ileri giderek, İskoçya ve Galler’deki milliyetçi siyasi oluşumlar hakkındaki cehaletini açık etmiş oldu. Miliband’la, Boyle’un Britanya kimliğine ilişkin vizyonları, Galler ve İskoç çokkültürcülüğünün inkârına dayanıyor. İngiliz solunda pek çokları Britanya kimliği sahiplense ve Miliband’ın ‘tek ulus’ konuşmasını büyük bir heyecan ve olumlamayla karşılamış olsa da, hakiki bir Britanyalı demokrat, Büyük Britanya dediğimiz coğrafı sınırlar içerisinde İskoçya ve Galler’in de İngiltere’ninkine eşdeğer bir demokratik ve çokkültürcü potansiyele sahip olduğunu kabullenmeye hazır olmalıdır.

Eğer Gal çokkültürcülüğünden bahsedilecekse, sahip olunan hakların aynılarının Gal, İskoç ve Kuzey İrlanda toplumlarında yaşayan ötekilere de tanınması gerektiği ifade edilmelidir. Örneğin, hakim Anglofon topluluğu azınlıkların da çokkültürlü olabilecekleri hususunda ikna etmek, Gal dili aktivistlerinin sürmekte olan uğraşlarından biridir. Farklı bir dilin konuşulduğu azınlık topluluklarında yaşayan ve dilsel çeşitliliğin ve farklılığın savunuculuğunu yapan bizler için tehlike, konuştuğumuz dilin spesifik bir etnik gruba ait, dolayısıyla da yabancılara kapalı bir dil olarak algılanmasıdır. Dilsel çeşitliliğin savunucuları bile, İngilizceyi çokkültürlü ulusun birleştirici dili olarak kabul etme ve Kelt dillerini konuşanları ilgili azınlık grubunun mensupları olarak görme eğilimindedir. Bu anlayışa göre, Kelt dilleri belirli kültürel pratiklere kopmazcasına bağlı, çokkültürlü toplumların iletişim aracı olma kabiliyetine sahip olmayan dillerdir. Anglofon çokkültürcülüğü, İngilizceyi çokkültürlü bir toplumun yegane meşru iletişim aracı olarak görmeye meyillidir. Lakin Anglofon çokkültürcülük anlayışı, Gal insanının aml-ddiwyllianaethından, yani çokkültürcülük anlayışından farklıdır. Ned Thomas’ın oldukça etkili bir biçimde ifade ettiği üzere, ‘çokkültürcülüğün özgül bir söylem, dil ve kültür bağlamında ne anlama geldiğini’ dikkat etmek durumundayız:

‘Çokkültürcülük kelimesiyle İngiliz-dili söyleminde sıklıkla dile getirilmek istenen, İngilizcenin toplumsal müşterek - daha doğrusu, hakim dil- olduğu bir toplumda insanların farklı kültürel aidiyetlere ve anadillere sahip olmalarının kabulü ve dahi teşvikidir. Göçmen cemaatlerinin ekseriyeti bu durumu memnuniyetle kabullenmektedir. Bu ülkede göçmenlerin kültürüne saygı duyulur ve kültürlerini desteklemek ve yaşatmak için gereken kaynaklar kendilerine sunulur. Galliler ise, diğer Avrupalı azınlık grupları gibi, farklı kültürlerden insanların bir arada yaşadığı, fakat kendi dilleri ve kültürlerinin toplumsal müşterek olduğu bir siyasi ve de toplumsal yapıya kavuşmak için tarihsel bir hak talebinde bulunuyor. Bu, tıpkı Kıta Avrupasında olduğu gibi, farklılıkların eriyerek birbirine karıştığı değil, tüm farklılıklarıyla bir mozaiği andıran, Avrupai bir Britanya vizyonuna tekabül ediyor ve -dolayısıyla da- başkaca bir çokkültürcülük anlayışından kaynaklanıyor’

Tıpkı Britanya kimliğinin, uluslar hiyerarşisi içerisinde çokkültürlü vatandaşlık iddiasını taşıyabilecek yegane temel addedilmesi gibi, şu sıralar Britanya’da çokça tartışma yaratan çokkültürcülüğün tekdilli kavranışı da İngiliz dilinin sivil-demokratik ulusallığın yegane meşru hamili olduğu ve bu kavrayışa karşı çıkanların atavistik, kavmiyetçi ve de ırkçıdan hallice oldukları inancından kaynaklanmaktadır. Eğer Britanya adalarında sahici bir çokkültürcülük inşa edilecekse, öncelikle bu muzır ideoloji terk edilmelidir. İnsanlar atalarını değiştiremeyebilir, fakat pekala yeni bir dil öğrenilebilir.

Velhâsıl-i kelâm, Galler ve İskoçya’nın siyasi otonomilerinin genişletilmesi, Britanya çokkültürcülüğünün reddi anlamına gelmemekte, bilakis çokkültürlü vatandaşlık hukukunu derinleştirmektedir. ‘Benim ulusum ilerici ve kozmopolit, seninkisi ayrıştırıcı ve bölücü’ anlayışında somutlanan ‘ikili mantık’, geçmişte sahip olduğu kudreti yitirmiştir. İskoçya tartışması eğer bu terimler çerçevesinde gerçekleşirse bunaltıcı ve bıktırıcı bir sürece dönüşecektir. İşçi Partisi’nin ulusal soruna yönelik daha sofistike bir yaklaşım geliştirmesinin zamanı gelmiştir. İşçi Partisi’ne yakın yorumcular övgüyle karşılamış olsalar da, Miliband'ın yapmış olduğu Disraeli atfı, David Cameron'ı zor durumda bırakmayı amaçlarken, kendisini ve partisini Leanne Wood ve Alex Salmond gibi bağımsızlıkçıların top atışlarına karşı savunmasız bırakmaktadır.
 

İngilizceden çeviren HalitYerlikhan. Yazının orijinali için tıklayın 

Williams, Galler Çalışmaları Richard Burton Merkezi’nin direktörü ve Swansea Üniversitesi’nde ders veriyor. Raymond Williams’ın Who Speaks for Wales? Nation, Culture, Identity (Galler için kim konuşuyor? Ulus, Kültür, Kimlik) isimli kitabın editörü ve Ethnicity and Cultural Authority: From Matthew Arnold to W. E. B. Du Bois (Etnisite ve Kültürel Otorite: Matthew Arnold’dan W. E. B. Du Bois’e) ile Black Skin, Blue Books: African Americans and Wales 1845 - 1945 (Siyah Deri, Mavi Kitaplar: Afrikalı Amerikalılar ve Galler 1845-1945) kitaplarının yazarı. 

 

Şapgir'de bu hafta;

Dünya'dan foto haberler

 

 

 

Kategoriler

Şapgir

Etiketler

Britanya