YETVART DANZİKYAN

Yetvart Danzikyan

KARDEŞÇESİNE

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu tablonun farkında olduğu için belki de ‘siyaset’ olarak sadece HDP ve CHP ile uğraşmayı seçmiştir. Yani hem AKP’nin topluma sunabileceği siyasi ve ekonomik bir proje kalmamıştır, hem de siyasi alan boşluk kaldırmadığından bu boşluk iki siyasi partiyi parmağa dolayarak kapatılmaya çalışılmaktadır.

Bırakın yakın geçmişimizdeki örnekleri, İsrail-Filistin çatışması da dâhil birçok benzer vakada konunun kamuoyu tarafından nasıl takip edildiğini, haber alma ve yaşama hakkı açısından bu vakaların nasıl gündemde tutulduğunu ve bir taraf her ne kadar gönülsüz olsa da araya bağımsız-tarafsız kurumların girdiğini ve bir diyalog yürütüldüğünü iyi biliyoruz.

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü, Sosyoloji Bölümü ve Tarih Bölümü'nün düzenlediği "Hrant Dink Anısına İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Konferansı"nın bu yılki konuğu mimar ve insan hakları aktivisti Eyal Weizman oldu. Weizman’ın konuşmasından bir bölümü geçen hafta yayınlamıştık. Bu hafta internet sayesinde Weizman’ın yaşadığı Londra’ya uzanma imkanı buldum ve kendisiyle bir söyleşi gerçekleştirdim.

Birincisi, iktidar ‘armut piş, ağzıma düş’ formülüyle kimsenin ayağına gelmiyor. Güncel gelişmeler konusunda tutarlı bir tutum takınmalı, böyle baskıcı ve otoriter bir ortamda muhalefet partisi olmanın gereklerini yerine getirmelisiniz. İkinci olarak, eğer hak ve özgürlüklerden yanaysanız, her durumda bunu savunmalı, ülkedeki hak ve özgürlüklerin genişletilmesi yönünde bir tavır almalısınız.

Azerbaycan-Ermenistan ihtilafında, Ermenilerin de uğradığı haksızlıkları görmeyip sadece Azerbaycan’ın yanında tutum alan ve her fırsatta Ermenistan’ı düşmanlaştıran Türkiye siyasetinin, Doğu Türkistanlılar konusundaki bu temkinli tutumunu nasıl değerlendirmek gerekir?

Peki, Azerbaycan-Ermenistan ihtilafında, Ermenilerin uğradığı haksızlıkları görmeyip Azerbaycan’ın yanında tutum alan ve her fırsatta Ermenistan’ı düşmanlaştıran Türkiye siyasetinin, Doğu Türkistanlılar konusundaki bu temkinli tutumunu bu açıdan nasıl değerlendirmek gerekir?

Bu yıl da Agos ailesi olarak bize sorulan sorulardan biri, Türkiye’nin bu cinayetten ders çıkarıp çıkarmadığı idi. Bu soruya müspet yanıt vermek mümkün değil ne yazık ki. Nefret söylemi almış başını gidiyor. Sadece Karabağ Savaşı vesilesiyle Ermenistan’a ve Ermenilere yönelik, çoğu da devlet eliyle üretilen nefret söyleminden bahsetmiyorum.

Evet Hrant Ahparig, seni aramızdan almalarının üzerinden 14 yıl geçti. Her yıl olduğu gibi yine sana kısa da olsa bir rapor yazmak üzere masanın başına oturdum.

AKP-MHP koalisyonunun bu şartlar altında daha fazla kenetlendiği, birbirine muhtaç hâle geldiği, toplumu, hak ve özgürlükleri tehdit eden açıklamaların, hayli şedit bir dille pervasızca sarf edildiği görülüyor. Rejime kayıtsız şartsız biat etmeyen herkes suçlu ilan ediliyor.

Hükümetin, iktidarın, tek başına, hukuk dışında hiçbir güvencesi olmayan ve zaten hapse atılmış olan insanları sürekli karalaması, onları mahkemeleri bile bitmeden suçlu ilan etmesi korkunç bir uygulama. Üstelik, bu insanların hiç inandırıcı olmayan suçlamalarla içeri atıldığı bir süreçten bahsediyoruz. Bu yönteme 1930’ların totaliter rejimlerinde rastlandığını söylememiz gerekir.