Kaybettiğimiz hep barış ihtimali oldu

Ödülü öldürülen gazeteci Anna Politkovskaya, avukat ve gazeteci Stanislav Markelov ve aktivist Natalya Estemirova adına alan Cherkasov, milliyetçiliğe prim verilen her dönemde topluca yenik düşüldüğünü vurguladı

FATİH GÖKHAN DİLERLİLİT GASPARYAN
fgdiler@agos.com.trlilitgasparyan@agos.com.tr

Hrant Dink Ödülü’nü Uluslararası Memorial Topluluğu adına alan Alexander Cherkasov, bugünü farklı kılmak için kanlı tarihle mutlaka hesaplaşılması gerektiğine inanan bir aktivist. Muhalefetin sürekliliğine vurgu yapan Cherkasov, Çeçenistan’da kaybedilen barış ihtimalinin acısını halen hissediyor. Baskılardan büyük darbe alsa da muhalefetten halen umutlu.

•          Topluluğunuzun kökenleri 25 yıl öncesine dayanıyor, 80’lerin son döneminde “eski rejimin muhalifleri” ile fiilen güçlerinizi birleştirdiniz ve SSCB sonrası dönemin önemli hareketlerinden biri oldunuz. Rusya’daki muhalefetin yapısını anlamamız açısından bu birleşmenin nasıl olduğunu anlatır mısınız?

Bu geniş coğrafyada, kökleri SSCB tarihinde olan, Stalin dönemine dayanan bir muhalefet hareketi var. Bu hareketin pek çok kahramanı vardı. Asıl amacı hapishanelerde ya da sürgünde olan düşünce suçlularına ve siyasi tutuklulara yardımcı olmak ve onların sesini duyurmaktı. Şiddete başvurmadan olan biten gizli kalmış her şeyi topluma yaymak... Uluslararası Memorial Topluluğu’na eklemlenen ve topluluğumuzun esasını oluşturan işte bu muhalefet hareketidir. Bana öyle geliyor ki bu hareket ülkenin çehresini değiştirdi.

Bu coğrafyada aydınlar, öğrenciler yakalandı ve hapishanelere gönderildi. Muhalif düşünen insanlar tımarhanelerde bir sebzeye dönüşene kadar ilaca boğuldu. Muhalefet hareketi 80’lerin başında neredeyse tamamen baskı altına alınmıştı. Memorial’ın kurucularından Sergey Kovalev’in Olup Bitenlerin Güncesi eseri 83’te yayımdan kaldırıldı. Ancak insanlar artık durumu biliyordu. Herkes artık SSCB’nin siyasi baskı rejimiyle ayakta kalabildiğini anlamıştı. Rejim ahlaki meşruiyetini tamamen kaybetmişti. Memorial bu hareketle bütünleşti ve 80’li yılların sonunda SSCB’deki neredeyse en kitlesel harekete dönüştü.

•          Buradan hareketle bugün Rusya’daki iktidar muhalefet çatışmasını nasıl değerlendirmemiz gerekir?

Rusya’nın yeni iktidarının demokrasi ve insan hakları söylemi bir yanılgıya neden oldu. Sanıldı ki başlamış ve sürmekte olan savaşlar SSCB dağılınca ülke dışında, başka bağımsız devletlerde kalacak. Oysa gerçek farklıydı ve 1991’de patlayan Çeçenistan krizi ile1992’deki kanlı Osetin-İnguş ihtilafı kısa sürede bu gerçeği gün yüzüne çıkardı. Bugün Rusya’daki iktidar muhalefet ilişkisinin köklerini 90’lardaki askeri baskı ve şiddette aramak gerekir. Günümüz iktidarı insanlara özgürlüklerine karşı güvenlik vaat ederek gücü ele geçirmiş bir iktidar. 2000’li yıllarda Memorial’in de dâhil olduğu muhalif, aktivist ve öğrencilerin, iktidar tarafından, şiddet içermeyen faaliyetleri sebebiyle öldürülmeleri sistematik bir hal aldı.

•          Günümüz muhalefeti nasıl şekilleniyor?

Günümüz muhalefetinin genel kabul görmüş bir lideri yok. Çünkü on yıl boyunca siyasi alan doğrudan yasaklar ve sansür vasıtasıyla yakılıp kül edildi. Ülkede habercilik namına bir şey kalmadı. Suç haberleri, sosyete ve magazin haberleri... Gerçek gündem olması gereken şeyler çok yüzeysel geçiştirildi. Önemli konuların düşünülmediği ve tartışılmadığı bir ortam yaratıldı. Her şeyi kısa sürede normal hale getirmek mümkün değil. Bu bir süreç meselesi.

Muhalefet ideolojileri itibariyle çok farklı hareketlerden oluşuyor. Tuhaf bir şekilde Rus milliyetçileriyle aşırı solcular birleşmiş vaziyette. Bu çok geniş bir halk cephesi ve tabii ki bunların müşterek bir siyasi programı olması mümkün değil. Muhalif hareketi bir araya getiren çok asgari beklentiler var: Seçimlerin dürüst ve eşit koşullarda yapılması ve sahteciliğin önüne geçilmesi.

TATARLAR VE ÇEÇENİSTAN

•          80’lerin sonunda bağımsızlık hareketlerinin etnik temelli çatışmalara dönüştüğünü söylediniz. SSCB tarihinde anavatanlarından ayrılmak zorunda kalan halklar da oldu. Bu halklar arasında belki Tatar-ların durumu daha özel.

Etnik temelli çatışmalar konusu, esasında II. Dünya Savaşı’nda sürgün edilen halklara dayanıyor. Tatarlar da sürgün edilen halklardan bir tanesi. Ancak Stalin öldükten sonra bütün halklara anavatanlarına dönme hakkı tanınmışken bir tek Tatarlara mani olundu. Dönmek isteyenlere de baskı uygulandı ve bu baskı 30 yıl boyunca sürdü. 1976-77’de Musa Mahmut isimli bir Tatar yurduna dönüyor, ev kuruyor ve yerleşiyor. Adamı evinden alıp hapse atıyorlar. Sürgün, hapis derken canına tak ediyor ve tepesinden benzin bidonunu boşaltarak kendini yakıyor. Bu olaydan sonra Musa Mahmut halkı için bir kahraman ve emniyet güçleri için bir ibret örneği olmuştu. Tatarlar artık baskılara karşı tepkilerini benzin bidonlarını kaldırarak gösteriyorlardı.

Bu konuda akla gelen ilk isimlerden biride Mustafa Cemil... En azından beş kere hapse girdi ve hayatının 15 senesini hapislerde geçirdi. Tatar halkının şiddet göstermeden muhalefet etmesini sağlayan önemli bir liderdi. O dönemde şiddet içermeyen muhalif hareket sayesinde yavaş yavaş Tatarlar yurtlarına dönmeye başladı.

Mesela Çeçenistan...

Çeçenistan’da tek bir ayrılıkçı hareket ortaya çıktı.1994’e kadar ihtilafı görüşmeler yoluyla halletme imkânı vardı ama o imkân kullanılamadı. İplerin kopması Çeçenistan’dan değil Moskova’dan kaynaklanan bir durum.1993’te Yeltsin’i destekleyen parti beklenmedik şekilde mağlup oldu. O dönem sözde milliyetçi yurtsever hareketler pek bir yükseldi. Siyaset milliyetçilere oynamaya başladı, imparatorluğun dağılan parçalarını bir araya getirme fikri çok taraftar buldu. Ama savaş kaybedildi ve popülarite yerlerde sürünür oldu. Esasında o dönem kaybettiğimiz içine girdiğimiz savaş değil, barış ihtimaliydi. 99’a geldiğimizde hem Grozni hem de Moskova’nın başında Alexander Cherkasov:

‘Rusya halkının Türkiye’yi yakından takip etmesini dilerdim’

•          Konuşmanızda Ruslar Türkiye’yi sadece bir tatil cenneti olarak görüyorlar, Türkiye hakkında bilgiye sahip değiller dediniz.

Ben de Türkiye’yi gerektiği kadar bilmiyorum maalesef, tatile de gelemedim. Burada öğrendiğim tek şey de Türkiye’yi bilmediğimdir. Öğrenci ve gazetecilerin tutuklanması, Kürt hareketi... Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvurulara baktığımızda iki ülke arasında insan hakları ihlalleri konusunda büyük benzerlikler var. Rusya halkının Türkiye’de olan biteni daha yakından takip etmesini dilerdim. İki ülke arasındaki benzerliklerden tabii ki memnun değilim. Türkiye ile tanışıklığım keşke AİHM başvuruları üzerinden olmak zorunda olmasaydı. Türkiye’yi plaj ve denizleriyle tanımak isterdim ama durum böyle değil.

iktidarının selameti için savaşa ihtiyaç duyan insanlar vardı. Baskınların kimin tarafından yapıldığını, evleri kimin bombaladığını bilemiyoruz ama kimin işine yaradığını çok iyi biliyoruz. Çeçenistan’da diyaloğa girilebilecek olan ayrılıkçı bir hareket vardı ama bunu yok ettiler. Bazı insanlar insan haklarıyla güvenlik konusu yan yana gelince güvenlik adına insan haklarında vazgeçebiliriz, diyor. Kuzey Kafkasya’da olan olaylar ise bize insan hakları olmaksızın güvenliği tesis etmenin mümkün olmadığını gösterdi. Geleceğe yönelik barış ancak geçmişin suçlularını ortaya çıkarınca tesis edilebilir. Ancak o zaman gerçek anlamda güvenlikten bahsedilebilir.

Uluslararası Memorial Topluluğu

1991’de insan hakları çalışmaları ile kurumsallık kazanan topluluk, devlet terörü ve SSCB hükümetinin örtbas etmeye çalıştığı suçların ortaya çıkması için sistematik kanıt toplama çalışmaları yaptı. Topluluk, geçmişteki trajik olayları unutmanın kişinin kendi hafızasını terk etmesi olduğuna inanıyor. “Hafızasını kaybetmiş bir toplum herhangi bir demagoga boyun eğerve böyle bir toplumdaki insanlar devlet makinesinin basit parçalarından başka bir şey değildir” diyor.

50’den fazla “Hafıza Kitabı” ve idam edilen kurbanların listelerini yayımladılar. Faaliyetlerine pek çok eski Sovyet ülkesinde ciddi tehdit ve tehlike altında devam ediyorlar. Dağlık-Karabağ ile başladıkları bilgilendirme çalışmalarına, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, Moldova, Tacikistan, Rusya ve Çeçenistan'la sürdürüyorlar.

Çeçen otoriteleri tarafından sıkça baskına uğrayan Çeçenistan'daki ofislerinde, ülkedeki cinayetleri ve kaçırılma olaylarını araştıran ödüllü aktivistleri Natalya Estemirova 2009'da kaçırıldı ve ölü bulundu.

Toplumun sadece geçmişteki değil, hâlâ devam eden insan hakları ihlalleriyle de yüzleşmesini sağlıyorlar. Ayrıca öçmen ve mülteci hakları için çalışıyor, göçmen bürolarının devletin değil mültecilerin haklarını savunur hale gelmesi için mücadele ediyorlar.

 

Kategoriler

Güncel İnsan Hakları

Etiketler

Memorial