OHANNES KILIÇDAĞI

Ohannes Kılıçdağı

MUHALEFET ŞERHİ

Koronavirüs salgını hepimizi değil ama çoklarımızı eve kapattı. Ne kadar süreceği belli olmayan bir (a)sosyal düzene geçtik. Bunun bir parçası da, özellikle ofis işi yapan beyaz yakalılarımız için yeni bir çalışma düzeni oldu.

Gelelim Agamben tarafına. Agamben, geçmişte de benzer salgınlar olduğunu ama bu derece tedbir alınmadığını söylüyor. Ona göre devletler, bu salgını, istisnai durumu daimiye çevirmek ve böylece baskıcı rejimlerinin kökleştirmek için bir fırsat olarak kullanıyorlar. Getirilen uygulama ve kısıtlamaların kalıcı olma riskine dikkat çekiyor ve “Daimi olağanüstü halde yaşayan bir toplum özgür bir toplum olamaz” diyor.

Aslında bu tip salgınlar, afetler vs. bize iki şeyin kırılganlığını net biçimde gösteriyor, daha doğrusu hatırlatıyor, hatta yüzümüze çarpıyor: Bir canlı türü olarak kırılganlığımız ve kurduğumuz toplumsal düzenin kırılganlığı.

Göçmenlere destek olmanın başka bir gereği de içinde yaşadığımız siyasi düzenin selametiyle ilgili. Şöyle ki, bu insanlara maddi, manevi ve söylemsel düzeyde destek olmadığınız zaman ülkedeki siyasi önceliği ve inisiyatifi, ırkçı, ayrımcı, saldırgan çevrelere bırakmış oluyorsunuz

Bu heyeti oluşturmak için vakıf seçimlerin yenilenmesini beklemek, seçimlerin ne zaman olacağı konusundaki belirsizlik yüzünden mantıklı olmayabilir ama şunu da eklemek gerekir ki böyle bir işe, seçimlerden yeni çıkmış, halkın güvenoyunu almış taze yönetimlerle girmek, onu daha güçlü kılacaktır.

Bu toplum ve devlet yalnızca tarihten gelen makro siyasi sorunlarını değil, araştırmayı, konuşmayı, diyaloğu, uzlaşmayı, aklı mantığı, ahlakı, hakkaniyeti gerektiren hiçbir sorununu çözemiyor. En basit doğrular uygulanamıyor.

Gelin görün ki, Patriğin yayımlanan sözleri eleştirilene kadar, bu konuda Patrikhane’den bir açıklama gelmedi. Patrikhane, bırakın Akşam gazetesine tekzip göndermeyi, kendi mecrasında dahi bu mülakatta aktarılan sözlerin manasının editör tarafından çarpıtıldığına dair bir açıklama yapmadı.

Yoksulun hakkını arayanını değil, kendisine yardım edilmesini bekleyenini, yardım edilirse sevinen ama edilmezse de kızmayanını seviyoruz.

Diaspora bizim teyzelerimiz, halalarımız, dayılarımız, amcalarımız, kuzenlerimizdir. Biz bu insanlara nasıl “Bizimle ilgisi yok” deriz? Sonra nasıl yüzlerine bakarız? İsa suçlandığı için onu inkâr eden, güçlüden korktuğu için onunla ilgisi olmadığına dair yeminler eden Petrus’tan ne farkımız kalır? Petrus’un İsa’yla göz göze gelince utancından nasıl ağladığını da, bir ruhani olarak Maşalyan hepimizden iyi bilir.

Erdoğan’ın kulağına bir danışmanı bir şeyler fısıldadı da kendisi lafı yanlış mı anladı bilinmez ama özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren göçmenlik Anadolu Ermenilerinin bir gerçeği oluyor hakikaten de. Fakat, söz konusu olan, Ermenilerin Anadolu’da göçmen olması değil, Anadolu’dan göçmen olmasıdır.