‘Mutafyan Kültür Merkezi’ni profesyonel eller yönetmeli’

Meryem Ana Patriklik Kilisesi kompleksi dâhilinde bulunan Vortvots Vorodman Kilisesi, 2010 Avrupa Kültür Başkenti Projesi kapsamında restore edilerek Aralık 2011’de hizmete açıldı. Proje, yapının kilise vasfını sürdürmekle birlikte bir kültür sanat merkezi olarak hizmet vermesini öngörüyordu. İstanbul kültür sanat yaşamı için önemli bir kazanım olan yapı, henüz bu amaca hizmet edecek bir işleve bürünmedi.

BARUYR KUYUMCİYAN
baruyrk@hotmail.com

Önümüzdeki sayılarda, bir kültür sanat merkezinin Ermeni toplumu için neden gerekli olduğu ve nasıl değerlendirilmesi gerektiği sorularını konunun uzmanlarına soracağız.  Bu sayıda ise Lora Baytar’ın geçtiğimiz hafta ‘Hatıralar sıvanın altında kaldı’ başlıklı yazısıyla tartışmaya açtığı restorasyon projesini ve yapıda henüz var olan eksiklikleri, projenin müellifi mimar Kevork Özkaragöz ile görüştük.

Uyumlu süreç

Başlangıçta, restorasyon projesi gündeme gelip olgunlaştıktan sonra merkezin kimin tarafından işletileceği ve projeyi kimin üstleneceği konularında, 2010 Ajansı’yla yoğun müzakereler sürdürdüklerini belirten mimar Kevork Özkaragöz, bu süreçte Patrikhane’nin atadığı Yürütme Kurulu ve Meryem Ana Kilisesi Vakfı’yla birlikte son derece uyumlu bir çalışma yürüttüklerini ifade ediyor. Özkaragöz, 2010 Ajansı’na karşı Yürütme Kurulu’yla birlikte güçlü bir duruş sergilediklerini, aksi takdirde yapının işletmesinin Meryem Ana Vakfı’nın inisiyatifinden çıkmasının ve restorasyon projesini ihaleyi kazanan herhangi bir müteahhidin üstlenmesinin söz konusu olabileceğine dikkat çekiyor.

Neler eksik?

Restorasyon hakkındaki eleştirileri de hatırlattığımız Özkaragöz, farklı görüşlerin olabileceğini ifade ederken, “Böyle bir yapının doğal olarak akustik kaygıları oluyor, bu sebeple duvarların sıvanması doğru bulundu. Bir restorasyon tekniği olarak da belirli noktalarda eskiyi gösteren açıklıklar bırakıldı. Yapının aslı itibariyle bir kilise olması sebebiyle, bir kilise onarılırken nasıl bir çalışma yürütülüyorsa Patrikhane’yle o şekilde bir ortak çalışma yürüttük. Proje birçok kurul tarafından onaylandı ve denetlendi. Sonuç olarak onaylanan proje neyse harfiyen sadık kalındı” dedi.

Özkaragöz şöyle dedi: “Gerçek anlamda bir sanat merkezi oluştururken bambaşka formlar yaratabilirsiniz. Bu gibi restorasyon projelerinde sizi sınırlayan önemli kısıtlamalar vardır. Bu binanın kendine ait bir tuvaleti yok, vestiyer alanı yok, misafirlere küçük ikramlar verebileceğiniz bir kantin alanı yok.  Bunlar hiç düşünülmemiş unsurlar da değil.  Bu konuda resmi onay aşamalarında yarıya getirilmiş bir çalışma var. Bunda da kilisenin güney tarafında yer alan, bugün Kohtan korosu tarafından kullanılan, geç dönemde oraya eklemlenmiş atıl durumdaki bir yapı var. Yönetimle ve yürütme kuruluyla gerçekleştirdiğimiz toplantılar sonucunda, kilise yapılarından ayrı bir mimari dille yapılacak modern bir yapı grubuyla bu ihtiyaçları karşılamak üzere bir proje geliştirdik. Bu proje vakıflar müdürlüğü ve ilgili belediye tarafından onaylandı şu anda proje anıtlar kurulunda. Bununla ilgili herkeste bir konsensüs ve fikir birliği söz konusu. Yalnız bu proje Fatih belediyesinin imar durumlarındaki bazı değişiklikler sebebiyle anıtlar kurulunda beklemekte. Bu onayın gerçekleşmesi durumunda da olay işin finansmanı konusunda düğümlenecek. Burada vakıf, yürütme kurulu ve Patrikhane gerekli çözümleri üretecektir.  Sonuçta yapı bu haliyle bir kültür merkezi olarak eksik ve topal durumda. Kilise çok iyi bir yapı, her gelen gerçekten çok beğeniyor fakat bugün oranın etkinlik alamamasında bu durum da etkin olabilir.”


Etkin kullanmak için ne yapmalı?

Projenin hiç gündemde olmayan bir şekilde canlandırıldığını ve böylece binanın kazanıldığını vurgulayan ve asıl tartışılması gerekenin ‘Burayı nasıl etkin bir şekilde kullanabiliriz’ sorusu olduğunu söyleyen Özkaragöz, restorasyonun ardından binaya kazandırılan fonksyonları şu şekilde sıralıyor: “Kilise yapısı ve ayin ritüeline bağlı olarak zaten bir sahne düzenini barındırıyor.  Bu yapının en önemli bölümü mekâna barok havasını katan ‘vernadun’u, yani balkonuydu. Orayı da projemize katarak çok şık bir seyir alanı daha kattık. Sahne olarak, Khoran (sunak) kutsal alan olarak kullanıldığından, orayı tercih etmedik ve Khoran’ın önünde yer alan bölüme bir yükselti ve platform yerleştirerek, tüm altyapıyı da buna göre hazırlayarak sahne fonksiyonunu kazandırdık.  Binaya ait hiçbir tesisat yoktu, bütün bunları, örneğin havalandırmayı çatı altına gizleyerek binaya en az zarar verecek şekilde yerleştirdik.  Yerden ısıtma düzeni, yangın güvenlik sistemi ve elektrik tesisatlarını yerleştirdik. Ses düzeni akustik çalışmaları Almanya’da yapıldıktan sonra binaya kazandırıldı. Kilisenin sağ tarafında bulunan ve bir kısmı hâlâ morg olarak kullanılan alan boşaltılarak bir kulis alanı oluşturuldu. Kilisenin girişine de camekânlı bir mekân eklemlenerek geçici olmak üzere bir fuaye alanı oluşturuldu. Sonuç olarak imkânlar dâhilinde ihtiyaç listesi asgari olarak yerine getirildi.”

Profesyoneller işletmeli

Restorasyon sürecinin başlangıcından itibaren Vakıf Yönetim Kurulu’nun bütün toplantılarına katıldığını ve her seferinde kültür merkezi olarak buranın profesyoneller tarafından yönetilmesi gerektiğini belirttiğini ifade eden Özkaragöz; “Buranın, Mesrob Mutafyan Kültür Merkezi ismini hak eden bir yapı olduğunu düşünüyorum. Oranın bu durumda olmaması gerekiyor. Bugün burada bu neden başarılamadı diye sorgulamak yerine bir an önce hedefe yönelmek gerekir. Ek imkânlar bir an önce yapıya kazandırılmalıdır. Bunun için finansman tabii ki gereklidir ama önemli olan fikir zenginliğidir. Özünde toplum olarak fikir konusunda sıkıntı yaşıyoruz. Fikir oluşturulduktan sonra diğer organizasyonları başarıyla yapabiliyoruz. Bunun yeteri kadar örneği mevcuttur” sözleriyle, Vortvots Vorodman hakkındaki dileklerini açıklıyor.

Kategoriler

Toplum Vakıflar