OHANNES KILIÇDAĞI

Ohannes Kılıçdağı

MUHALEFET ŞERHİ

Evet, Türkiye’ye yoğun ve düzensiz bir göç var. Fakat bu, gelenlerin suçu mu veya gelenlere mi özgü? Unutmayalım ki doğduğu yerde hiçbir sorunu olmayanlar göç etmez. Bugün Avrupa, Türkiye vatandaşlarının önündeki vize ve sair engelleri kaldırıp “Size kapıları açıyorum” dese, kimi tutabilirsiniz Türkiye’de? Böyle bir şey yokken bile herkes senelerdir kapağı Avrupa’ya atmaya bakıyor.

Öteden beri, bu konunun başka ülkelerin parlamentolarında gündeme gelmesi şikâyet konusu yapılmaz mı? İşte, Paylan konuyu bu ülkenin parlamentosuna getiriyor ama siz bırakın tartışmayı, hemen üzerine çullanarak susturuyorsunuz.

Hem Türkiye’de hem dünyada birçokları göç sorununa kolay bir çözüm, kolay bir cevap olsun istiyor. “Gönderelim”, “Sürelim”, “Önlerini keselim” türünden, kolaycı şiddet politikalarının çözüm olacağını düşünüyorlar. Bunlar uzun vadede işe yaramayacağı yani göçü durdurmayacağı gibi ahlaken yanlış, insanın insana muamelesinde yeri olmaması gereken eylemler.

Tüm bunları göz önüne alınca da bu tür sembollerle karşı karşıya kalan Ermenilerin veya başka bastırılmış toplulukların duyduğu tedirginliği anlamak, olayları büyüttüklerini veya haddinden fazla hassas davrandıklarını düşünmemek lazım, zira ortada yaşanmış bir tarih ve tecrübeler var.

Sanki herkesten gizlenmesi gereken şeylerden bahsediyormuş gibi yapıp, toplantılardan sonra “Çalışmalarda sona gelindi” gibi yuvarlak ve ketum laflar ederseniz insanlar da her şeyi düşünür ve söyler. Neden seçim düzenlemesi çalışmasını ilgili topluluk ve kurumlarla paylaşmıyorsunuz? Neden Patrikhane’den yapılan görüşmelerle ilgili kapsamlı bir açıklama yapılmıyor? Kim, kimden, neyi gizliyor bunca zamandır?

Ne acıdır ki bu maddeler karşısında uygulamaya baktığımızda bırakın kolaylık sağlamayı, devlet bu vakıfların, din ve hayır kurumlarının hayatını zorlaştırmak, varlıklarını ortadan kaldırmak için elinden geleni yapagelmiştir. Parasını vererek aldıkları veya bağış ve miras –ve hatta piyango– yoluyla uhdelerine geçmiş gayrimenkullere el konmuştu.

Ankara hükümetinin Lozan’a gönderilen heyetten talebi, kalan Ermenilerin de Ermenistan’daki Türklerle mübadele edilip yurtdışına çıkarılmasıydı. Heyet Başkanı İsmet Bey, bu talebe, Ermenilerin mübadelesini görüşecek muhatap olmadığını söyleyerek cevap verdi.

Rus şirketlerine, oligarklarına, hatta millî takımlarına vs. ambargo konması anlaşılabilir ama güneş altında Rus olan ne varsa hepsine karşı toptan cephe almak izansızlıktır. Bir kimseye sadece Rus olduğu için ırkçılığa varan bir tepki göstermek ahlak dışı olduğu gibi akıldan da yoksun bir harekettir.

Gaz demişken, Avrupalı belli başlı devletlerin Putin rejiminin bu hâle gelmesindeki rolünü de hatırlamakta fayda var, zira yıllar boyunca alternatif enerji yatırımlarını ikinci plana iterek Rusya’dan gaz alıp o rejime milyarlarca Euro akıttılar. Aynı rejim birçok muhalifini, gazeteciyi öldürtür veya hapse atarken sade suya tirit “Endişeliyiz” açıklamalarıyla yetinerek, Rusya’ya ciddi yaptırımlar uygulamaktan kaçınarak onunla iş yapmaya, rejimi destekleyen Rus oligarklara kapıları açmaya devam ettiler.

Zaven Biberyan’ın bir insan ve bir yazar olarak portresini daha uzun konuşmak mümkün ve gerekli. Fakat, Biberyan konuşurken onun hayat öyküsünün bize Türkiye’de Ermeni olmakla ilgili söylediklerini es geçmek mümkün değil, zira hayat hikâyesinin ana motiflerinden biri bu.