OHANNES KILIÇDAĞI

Ohannes Kılıçdağı

MUHALEFET ŞERHİ

Türkiye’deki Ermeni çocukları için asıl sorun okudukları tarih müfredatında kendilerini ya hiç görmemeleri ya da gördükleri zaman da son derece olumsuz, hatta ırkçı sıfatlarla tanımlı olarak görmeleri. Bunun, onların Ermenilikle kurdukları ilişkide etkili olmaması beklenemez.

Devlet politikaları ve sosyolojik süreçler beraberce Ermeni kimliğinin zayıflamasına sebep oldu dedik. Bunu biraz daha açalım. Gerçi devlet politikalarının bunu nasıl yaptığı yeterince açık. Mali politikalardan tutun da kamuda istihdama, gayrimüslim cemaat vakıflarının varlıklarına el konmasına varana kadar birçok süreç Ermenileri –ve diğerlerini– azaltma hedefine göre işletildi.

Dikkatli ve meraklı okuyucular, şimdiye kadar, “Zabel’in kız kardeşi Araksi’ye ne oluyor acaba?” diye sormuşlardır. Araksi olmuş Fevziye, Mardin’de kalmış, büyümüş ve evlenmiş. Zabel kız kardeşini ve yeğenlerini görmek için Türkiye’ye de geliyor ama Diyarbakır’a gitmeyi içi kaldırmıyor. İki kız kardeş 1971’de, yani ayrıldıktan nerdeyse 55 yıl sonra İstanbul’da buluşuyorlar.

Sonra Mayram’ı da hendeğin oraya götürüyorlar. Öldürme işi bittikten sonra bir düdük sesi duyuluyor. Zabel, düdük sesinden sonra olanları “ömrüm boyunca unutmam” diyerek anlatıyor. “Ağaçların arasından ben diyeyim yüzlerce, siz deyin binlerce kişi fırladı..."

Zabel’in dayısı Dikran Elvanyan posta/telgraf müdürüymüş; “Çok önemli bir adamdı”, diye anlatıyor. Hayat böylece akarken savaş patlak vermiş ve şehirdeki Ermeni gençler, diğerleri gibi orduya alınmış. Kalanlar için de bir müddet sonra sürgün emri çıkmış. Tersi beklense de, Amerikan vatandaşı olmaları Şişmanyan ailesini kurtaramamış. Mülakatı yapan kişi, “Amerikan vatandaşı olarak ülkeden çıkamaz mıydınız?” diye soruyor. Zabel, bunun mümkün olmadığını söylüyor.

Bir inkârcılık türü olan aşı karşıtlığı üzerinde de uzun uzun durulabilir ki zaten şu sıralar anlaşılır şekilde çok canlı. Aralarında da ton farkı var, hepsi birebir aynı şeyi söylemiyor fakat ortak noktaları gene olguları ve bilimsel yöntemi reddetmeleri.

Ermenistan neden “Tamam, vazgeçtim ben soykırımdan” deyip, önüne ‘serilen’ boru hatları, tren yolları, ticaret ‘fırsatları’nı yakalamıyor? Öyle ya, Ermenistan soykırımın ‘peşinden gitmese’, tanınması ve hatırlanması için uğraşmasa, bölgesinde daha fazla ekonomik fayda elde etme şansını yakalayacak, uğraştığı sorunlardan biri kendiliğinden ortadan kalkmış olacak. Gerginlik kaynakları azalacak. Diaspora Ermenileri için de benzer bir durum söz konusu.

Bayraktar’ın 17-25 Aralık soruşturmasını kastederek, “Diğerlerini bilmem ama benim hakkımdaki her şey doğru” demesi tabii ki şaşırtıcı değil. Kendisi ‘nezaket’ göstermiş ama bütün soruşturmada diğerlerinin ‘montaj’, sadece onun tapelerinin doğru olması akılla, mantıkla bağdaşmayacağından, dolaylı olarak, aslında “Diğer hepsi de doğru” demiş oluyor

Anlaşılan o ki, özellikle Pazmaşenli (bugün Sarıçubuk, Elazığ) Ermeniler Whitinsville’e gelmiş. Böyle göç hikâyelerinde hep olduğu üzere, önce erkekler, fabrikada çalışıp para göndermek amacıyla gelmişler.

Eleştirdiğimiz, bütün bir grup olarak Türk halkı değildir. O da halklar içinde bir halktır, diğerleri ne kadar kötüyse o kadar kötü, diğerleri ne kadar iyiyse o kadar iyidir. Sorun olan ve eleştirdiğimiz, Türklüğü/Müslümanlığı diğer grupların üzerinde gören ideoloji ve o ideolojinin hâkim olduğu öteden beri süregelen yönetim biçimidir.