BASKIN ORAN

Baskın Oran

İÇLİ DIŞLI

ABD ve NATO’yla geçmişteki başarısız pazarlık konuları ibadullah. Çünkü Rejim için önemli olan sonuç almak değil, sorun yaratıp taviz aranmak. Sebebi: Her didişme sonunda karşı taraftan bir miktar da olsa taviz alma umudun vardır; işin genel doğası/kuralı böyledir.

Böyle bir ortamda AKP Gn. Bşk. ve CB Erdoğan’ın kendi kendine ‘Şu seçimler olmasaydı ben bu ülkeyi ne güzel idare ederdim’ diye söyleniyor olması muhtemeldir. Türkiye seçim yapmama aşamasını en geç 1946’da aşıp bitirdiği halde. Bitirmiş olabilir ama bizimki gibi ülkelerde “seçimi doktorlamak” diye bişey vardır.

AKP Genel Başkanı ve CB Erdoğan’ın bu gerginleştirme politikasını nereye kadar götürebileceği ve ülkeyi ne hale getirebileceği bir yana, Kavala’ya niye taktığı sorusu da akıllardan çıkmıyor. Selahattin Demirtaş’a niye taktıysa, aynı sebepten taktı.

CHP milliyetçi değil, ulusalcı olarak anılır. İkisinin arasında ne fark var, diyeceksiniz. Var aslında ve şöyle: Milliyetçilik – İslamcılık = Ulusalcılık. Zaten Kılıçdaroğlu bu formül icabı “Kahraman ordumuz” diyor, ama herhalde İslamcı oylara da çiçek atabilmek için formülü bozuyor ve “dualarımız” diyor, “Allah bu mübarek ayda…” diyor.

Prof. Hayrettin Karaman, Google’ın hizmet şartlarının İslam'a aykırı olduğunu belirten okuruna "Mecbur ise şartı kabul edin ama mümkün ise yerine getirmeyin" fetvasını veriyor .Devlet Bahçeli hayat pahalılığı için, “Müslümana karamsarlık haramdır” diyor . Kur korumalı mevduat modelini TBMM’de anlatan Hazine ve Maliye Bakan Yd. Murat Zaman, “Dua edin tutsun'”diyor. Allah muhafaza, dua tutmazsa, bu sefer Allah bi tür azmettirici mi olacak?

Türkiye Cumhuriyeti parçalansa parçalansa, Türkiyeli Kürtlerin yine iki sebepten en nihayetinde çıldırtılması yüzünden parçalanabilecek: 1) Yürütme’nin akıldışı baskıları; 2) 1930’lar Kemalizmi’nin etkisinden daha kurtulmadan şimdi de AKP-MHP yürütmesinin etkisine girmiş Yargı’nın hukukdışı kararları.

Enişte Efe’ye “Efem” diye hitap ediyordu, Ödemişli olması hasebiyle. Efe de Enişte’ye “Eniştem” diyordu, Feyhan’ın kocası olması hasebiyle. Gmail’in ve ardından da Whatsapp’ın gelmesiyle yoğunlaşan bir atışmalar zinciriydi bu. İç içe geçmiş vaziyette bazen hırlaşarak, bazen birbirini yağlayıp ballayarak. Bazen sol gösterip sağ vurarak. Bazen bunların hepsini harmanlayarak. Şimdi artık hatıra olan bu 32 yıllık muhabbetin bikaç örneği “ortaya karışık” olarak aşağıda.

155’i aradım, Emniyet’i istedim, çıkan kadın memura olayı anlattım. Söyledikleri: “Bunlar dolandırıcı. Siz sabit telefonu kapatmadan 155’i arayınca yine kendilerine düşer. Ayrıca hiçbir polis memuru adını ve sicil numarasını vermez. Bu vesileyle de söylemiş olayım, 155 şimdi artık sağlık ve polis gibi acil durumlar için 112 oldu.”

Bu hallerdeki bir Türkiye’nin bu çok başarılı Antalya diplomatik olayını gerçekleştirmesi nasıl olabiliyor? Türkiye’nin meşhur “jeostratejik önemi” mi keşfedildi yeniden? Görelim.