OHANNES KILIÇDAĞI

Ohannes Kılıçdağı

MUHALEFET ŞERHİ

“Ermeni olsun da ne olursa olsun” değil mesele

Cumhuriyet tarihine baktığımızda, 1935’e kadar, Meclis’e Müslüman olmayan azınlıklardan kimse alınmıyordu; ilk defa o yılki seçimlerde CHP’nin kontenjan açmasıyla biri Ermeni olmak üzere Müslüman olmayan dört vekil Meclis’e girdi ama varlıkları daha ziyade sembolik olarak kaldı, çünkü karar alma mekanizmalarının dışında tutuldular. 1950’de çok partili hayata geçişle birlikte 1960’a kadar hepsi Demokrat Parti’den olmak üzere Müslüman olmayan azınlıklardan on farklı isim milletvekilliği yaptı.

Garo Paylan’ın iki dönem kuralına takılarak HDP’den tekrar aday olamaması ve nasıl olduğu anlaşılamayan biçimde Ermeni toplumundan başka aday bulunamaması üzerine bazı tartışmalar yaşandı, yaşanıyor. Paylan, geniş bir mutabakat olduğu üzere, iki dönem boyunca, yalnız doğrudan Ermenileri ilgilendiren konularda değil, genel temsiliyet anlamında başarılı bir vekillik performansı ortaya koydu, çıtayı yükseğe çıkardı. Gel gelelim, Ermeni toplumunda bu işi yapacak ikinci bir kişi bulunamadığını söylemek, tüm handikaplarına, tüm yetersizliklerine, bütün ezilmişliğine rağmen bu topluma haksızlık olur. HDP’de iki dönem kuralı olduğu ve seçimlerin 2023’te yapılacağı, yıllardır bilinen gerçekler. (Parti içinde bu kurala uymayanlar olması ayrı tartışma; bana göre bir yerde bir kural varsa, istisnası da mümkün olduğunca olmamalı ama dediğim gibi, bu ayrı bir tartışma.) Hâl böyleyken, yıllardır bu çalışmayı yapmamış olmak bir eksiklik. Listelere baktığımızda da, seçilebilir yerde sadece AKP’nin Ermeni aday gösterdiğini görüyoruz. Başka bir deyişle, diğer partiler, bunun siyasetini yapacak alanı, o veya bu sebeple AKP’ye terk etmiş oldular. En azından işini kolaylaştırdılar.

Öncesi ayrı tartışma ama cumhuriyet tarihine baktığımızda, 1935’e kadar, Meclis’e Müslüman olmayan azınlıklardan kimse alınmıyordu; ilk defa o yılki seçimlerde CHP’nin kontenjan açmasıyla biri Ermeni olmak üzere Müslüman olmayan dört vekil Meclis’e girdi ama varlıkları daha ziyade sembolik olarak kaldı, çünkü karar alma mekanizmalarının dışında tutuldular. 1950’de çok partili hayata geçişle birlikte 1960’a kadar hepsi Demokrat Parti’den olmak üzere Müslüman olmayan azınlıklardan on farklı isim milletvekilliği yaptı. (Bunlardan Ermeni Zakar Tarver, 1960 darbesi sonrasında DP vekili olarak götürüldüğü Yassıada’da öldürüldü.) 1960 sonrası, Berç Turan’ın 1961–1964 arası Adalet Partisi’nden yaptığı senatörlük dışında uzun bir dönem Ermeni veya başka bir azınlıktan milletvekili olmadı – ta ki 1996 yılında Cefi Kamhi DYP’den vekil olana kadar, ama o da tek örnek olarak kaldı. 2011’de Süryani Erol Dora HDP’nin bağımsız adaylarından biri olarak Meclis’e girdi. 2015 seçimleri, Ermeniler açısından cumhuriyet döneminde Meclis temsiliyetinin en üst seviyeye çıktığı dönem oldu. HDP, CHP ve AKP’den birer Ermeni vekil Meclis’e girdi. Onlardan sadece Garo Paylan kalmıştı, o da gelecek dönem olmayacak. 

Peki, Ermeni vekil olacak da ne olacak, niye bu kadar önemli? (Ben bu yazıda Ermeniler üzerinde duruyorum ama söylediklerimin hemen hepsi diğer azınlık grupları için de söylenebilir.) Buradaki mantık, “Ermeni aday olsun da ne olursa, kim olursa olsun” değildir. Öyle Ermeniler var ki, hangi partiden aday olursa olsun onlara oy verilmeyeceği gibi, öyle partiler var ki bir değil on Ermeni aday da gösterseler oy verilmez. Sonuçta, oy verirken tek kriterimiz adayın Ermeni olup olmaması değil. Burada Ermeni adayın esbab-ı mucibesi, Ermeni toplumunun sorunlarını içerden bilen ve bunları siyasal alanda dile getirecek bir kişi olmasıdır. Tek işi bu olmayacaktır tabii, olmamalıdır; aynı zamanda hakkı yenen tüm toplulukların da sesi olacaktır, ki Garo Paylan bunu başardı. Teorik olarak, Ermeni toplumunun sorunları yalnız bir Ermeni bilir ve anlatabilir diye bir şey yok. Ayrıca, her Ermeni de bu sorunlara vakıf değildir tabii. Öte yandan, fiiliyatta Ermeni olmayıp da Ermeni toplumunun sorunlarına vâkıf olan çok az kişi var. Dolayısıyla, Meclis'te bu sorunları ve ilgili konuları dile getirebilecek ve bu yolla bunları Türkiye kamuoyuna taşıyabilecek bir Ermeni vekil olması iyi ve doğru olur(du). Ayrıca, bir toplumda tarihî olarak zayıf düşürülmüş, marjinalize edilmiş toplulukların sesinin duyulabilmesi, dikkate alınması demokratik toplum olmanın, çoğunlukçuluğun değil çoğulculuğun gereğidir. Meclis de bunun için en önde gelen platformdur. Buna ek olarak, azınlıklara mensup vekillerin bu kimlikleriyle çıkıp, örneğin kürsüden Meclis’e ve dolayısıyla bütün ülkeye seslenmeleri, demokratikleşme için elzem olan normalleşmeye hizmet eder, bu grupların kitle gözündeki meşruiyetini yükseltir ki bu da demokratik toplum için hayatidir. Nitekim, Paylan’ın iki dönemlik vekilliği ve bu sıfatla görünürlüğü, Ermenilerin Türkiye toplumundaki siyasi faaliyetini geniş toplumun gözünde öncesine göre normalleştirmiş, daha meşru hâle getirmiştir.

Velhasıl, Türkiye gibi gayri-Türk, gayrimüslim kimliklerin baskılandığı, kategorik ve düzeltilemez bir yanlışmış, bir kabahatmiş gibi sunulduğu bir ülkede bu kimliklere mensup kimselerin Meclis kürsüsünde görünmesi, bu tutumun düzeltilmesine katkıda bulunacaktır.