OHANNES KILIÇDAĞI

Ohannes Kılıçdağı

MUHALEFET ŞERHİ

Soykırım Ermenileri öldürdü ama geride kalanları da hastalandırdı

Kamuoyuna baktığımız zaman ise, soykırımın zikredilmesi, konuşulması açısından, her şeye rağmen 1980’lere, 1990’lara göre daha iyi durumda olduğumuz söylenebilir (varın siz düşünün o zamanların ne kadar zor olduğunu!). Öte yandan, bu konu toplumun geniş kesimi için hâlâ adının dahi anılmaması gereken bir durum; patolojik tepkiler veriyorlar. Bu 24 Nisan’da gördüğüm örneklerden ikisine değineyim.

Bir 24 Nisan daha geride kaldı. Genele şöyle bir baktığımızda, ‘sürpriz’ diyebileceğimiz bir durum yok. Türkiye siyasetindeki otoriterlik, militarizm ve şovenizmin yükselişine paralel olarak, son yıllarda soykırımdan bahsetmeye, soykırımı anmaya verilen saldırgan tepkiler genel olarak bu yıl da görüldü.

Resmî cenahta, Erdoğan 2014’ten beri yayımladığı taziye mesajını bu yıl da yayımladı. Bu, malum olduğu üzere, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk(ti). Olası bir iktidar değişiminde bu ‘geleneğin’ devam edip etmeyeceği merak konusu. Öte yandan, 2014’ten beri söylediğim gibi, Erdoğan’ın taziyeleri meseleyi yanlış çerçevelendiren, yanlış denklikler kuran, gerçekte olmayan bir denge ve simetri yaratmaya ve sunmaya çalışan, özünde inkârcı olmaya devam eden metinler. Merkezî, bilinçli ve organize bir devlet kararıyla yok edilen yüzbinlerce Ermeni vatandaşı, Birinci Dünya Savaşı’nda yaşanan diğer kayıplarla bir tutuyor. Şüphesiz, insanlık adına bu ölümlerin hepsi trajik ama siyaseten aynı kategoriye konacak şeyler değil. Bunu söylemek de ‘acıları yarıştırmak’ değil. Ama bir ortak noktaları var: Ermeni Soykırımı’ndan sorumlu olan karar alıcılar, Osmanlı İmparatorluğu’nu ‘bir koyup üç almak’ hevesiyle savaşa sokup, Erdoğan’ın bahsettiği diğer ölümlere sebep olanlarla aynı kişiler. Evet, Ermenileri de, Sarıkamış’ta on binlerce askeri de onlar öldürdü. İkinciyi, birincilerin katlini normalleştirmek, sıradanlaştırmak, hatta meşrulaştırmak için kullanmak siyaseten, olgusal olarak ve ahlaken yanlıştır. Gelin görün ki, tüm bu ölümlerden, katliamlardan sorumlu olan tarihî şahsiyetler, zihinlerde ve vicdanlarda mahkûm edilip kınanacaklarına, hâlâ ciddi bir rağbet görüyorlar Türkiye’de.

Kamuoyuna baktığımız zaman ise, soykırımın zikredilmesi, konuşulması açısından, her şeye rağmen 1980’lere, 1990’lara göre daha iyi durumda olduğumuz söylenebilir (varın siz düşünün o zamanların ne kadar zor olduğunu!). Öte yandan, bu konu toplumun geniş kesimi için hâlâ adının dahi anılmaması gereken bir durum; patolojik tepkiler veriyorlar. Bu 24 Nisan’da gördüğüm örneklerden ikisine değineyim.

TİP, 24 Nisan vesilesiyle bir mesaj yayımladı. Mesaj şöyle diyordu: “Coğrafyamızın kadim halklarından Ermeni halkının topraklarımızdan koparılmasının acısını yaşamaya devam ediyoruz. Bu Büyük Felaketle yüzleşmek sadece geçmişe değil, ortak geleceğimize karşı da sorumluluğumuzdur. Aydınlık ve özgür günlerde kardeşçe yaşayacağımız bir ülkeyi birlikte kuracağız.”

Görüldüğü gibi hiç de ‘radikal’, hatta sert bile olmayan, içinde soykırım kelimesi dahi geçmeyen, geleceğe dair umut vermeye çalışan insani bir mesaj. Fakat, bu mesajın altına, üstelik de cari veya muhtemel TİP tabanından olanlar tarafından yazılanların birçoğu histeri ve infial yansıtıyor. “24 Nisan kutlu olsun”, “Adınızı Ermeni İşçi Partisi yaparsanız daha iyi olur”, “Taşnak yalakaları”, “Düşmanımın düşmanı dostumdur diyip şeytanla anlaşma yapmanız haince”, “Yallah Ermenistan’a”, “Tam da size oy verecektim, biz kimseye güvenemeyecek miyiz?”, “Etkin muhalefetinizden dolayı milletvekili seçiminde sizi destekleyecektik ama vazgeçirdiniz teşekkürler”, “Erkan bey onu bunu bırakında size oy verecekken attığınız ermeni tiviti size karşı tüm sempatimi yok etti. Yanlış yerde pozisyon alıyorsunuz. Ben ve benim gibi düşünen birçok kişinin oyunu kaybettiniz” vs. diyen, hepsini yazsam onlarca sayfa tutacak ifadeler yazıldı. Birçoğu, TİP’in söylediklerini, projelerini oy vermeyi düşünecek kadar doğru buluyormuş ama sırf TİP, soykırımı falan da değil, Ermenilerin kadim topraklarından koparılmasını andı diye bundan vazgeçmiş! Yani, TİP’in ülke geleceği açısından olumlu bir rolü olabileceğine inanmak üzereyken “Ermenileri anması” bu fikrini değiştirmeye yetmiş! Bu şimdi akılcı bir yaklaşım mı?

‘Ermenileri anma’ya irrasyonel, patolojik seviyede öfkeli tepkilerin bir başka örneğini de gene sosyal medyadan öğreniyoruz. Bir fotoğraf sanatçısı, deprem bölgesinde üniversite okuyan 40 öğrenciye burs topluyor. Kendisine ulaşan bir kişi bir öğrencinin bursunu tek başına karşılayabileceğini söylüyor. Bu tabii ki sevinçli bir haber. Öğrencinin bilgilerini o kişiye yolluyor, görüşüyorlar, hatta o kişi ilk ay bursunu da yatırmış. Fakat, daha sonra bu kişi sözünü ettiğimiz fotoğraf sanatçısının Garo Paylan’ın 24 Nisan mesajını paylaştığını görmüş; bunun üzerine, burs verdiği öğrenciye “Sizin ne için çalıştığınızı ve ne yönelime sahip olduğunuzu bilmiyorum” diyerek burs vermekten vazgeçmiş. Umutlanan öğrenci de, bekleneceği üzerine hayal kırıklığına uğramış, “Herhangi bir şey için çalışan biri değilim ya da öyle bir eğilimim yok inan ki bursa çok ihtiyacım vardı” diyerek ‘masumiyet’ini ispatlamaya uğraşmış. Deprem bölgesinde okuyan bir öğrencinin ‘Ermeni emelleri’ne hizmet ettiğini düşündü herhâlde! Düşünebiliyor musunuz, bursa aracılık eden kişi başka bir kişinin bir mesajını paylaştı diye, deprem bölgesinde zor şartlarda okumaya çalışan bir öğrenciye burs vermekten vazgeçiyor! Nasıl bir paranoya, nasıl bir komplocu zihniyet! İşte, kuşaklar boyunca yıkanan beyinlerin sonucu! Boşuna demiyoruz, “Soykırım Ermenileri öldürdü ama failleri ve torunlarını da hastalandırdı” diye.