LORA BAYTAR ÇAPAR

Lora Baytar Çapar

MUTLU AZINLIK

Külleri kökleriyle buluşacak…

Jan Abrahamyan Beyrut-Ancar’da hayatının ilk yıllarını yaşar ama Kanada’da hayatına devam eder. Bir gün, Musa Dağ’da çekilmiş bir Asdvadzadzin [üzüm kutsama yortusu] videosunu izlerken gördüğü bir kadını, kendi babasına benzetir. Aslında bu kadın halasıdır ve o, bunu bilmeden, bir akrabası olduğunu tahmin etmiştir. O günden sonra, Musa Dağ’da akrabalarının olduğu fikri hiç bırakmaz peşini. Bir süre sonra, bir arkadaşının Musa Dağ’a gideceğini öğrenince, eline bir kamera tutuşturup “Bu kamera benim gözüm olsun, seninle birlikte dolaşsın oralarda” der ve böylece Abrahamyanların Musa Dağ yolculuğu başlar.

Bir Musa Dağlıdan bahsetmek istiyorum size. Kanada’da yaşamış ama kalbi Musa Dağ’la ata ata yaşlanmış olan Jan Abrahamyan’dan… Üç ülkede, her seferinde yeniden kurduğu hayatı boyunca memleket hasreti hiç dinmemiş yüzlerce Ermeni’den biriydi Jan Ahparig. Geçen hafta kaybettik kendisini.

1952’de Şam’da doğdu, Beyrut’ta büyüdü. Annesi, babası, Antranig ve Alis Abrahamyan, 1915’te Musadağ’dan ayrılan Ermenilerdendi. 1976 yılında Lübnan İç Savaşı sırasında Kanada’ya, Toronto şehrine göç etti. Kısa süre sonra Hasmig Hanım’la tanışıp evlendi; çocukları Antranig, Nyree (Nayiri) ve Nareg orada doğup büyüdü. Jan Abrahamyan Kanada’da yaşadı ama Kanadalı olarak değil, Musa Dağlı olarak. Son nefesine kadar kalbi Musa Dağ’la attı. Siz muhtemelen ismini ilk kez duyuyorsunuz ama bizim için sıradan bir Musa Dağlı değildi. Üç yıldır mücadele ettiği ALS hastalığına 15 Mayıs’ta yenik düştü. 

1915’te sürgüne gitmek yerine dağa çıkan, Musa Dağ’ın Yoğunoluk köyündeki onlarca Ermeni aileden biri Abrahamyanlar. Üç kız, iki erkek çocuğu olan ailenin küçük oğlu Antranig, Port Said’de dünyaya gelmiş. 1919’da Yoğunoluk’a dönen aile, 1939’da pek çok Musadağlı gibi göç etmiş. Önce Beyrut’a, ardından da Kanada’ya yerleşmişler. Ve her seferinde hayata baştan başlamışlar.

Antranig’in oğlu Jan Abrahamyan Beyrut-Ancar’da hayatının ilk yıllarını yaşar ama Kanada’da hayatına devam eder. Bir gün, Musa Dağ’da çekilmiş bir Asdvadzadzin [üzüm kutsama yortusu] videosunu izlerken gördüğü bir kadını, kendi babasına benzetir. Aslında bu kadın halasıdır ve o, bunu bilmeden, bir akrabası olduğunu tahmin etmiştir. O günden sonra, Musa Dağ’da akrabalarının olduğu fikri hiç bırakmaz peşini. Bir süre sonra, bir arkadaşının Musa Dağ’a gideceğini öğrenince, eline bir kamera tutuşturup “Bu kamera benim gözüm olsun, seninle birlikte dolaşsın oralarda” der ve böylece Abrahamyanların Musa Dağ yolculuğu başlar.

Arkadaşı, akrabalarını bulup onları kameraya konuşturur. “Gel, seni tanıyalım” diye çağırırlar Jan Ahpariği. Kayıtları izler izlemez telefona sarılır, hiç tanımadığı akrabalarını bir bir aramaya başlar. Bunlardan biri de, eşim Cem Çapar'ın annesidir. Bölge insanının sıcaklığıdır işte, hiç tanımasa da aslında yıllardır tanıyor gibidir ruhu. Bir de arada kan bağı olunca, düşünün ortaya çıkan enerjiyi...

Jan Ahparig, bir süre sonra, ısrarlı davetlerin ardından, dedesinin evini, yurdunu ve akrabalarını, bu kez kendi gözleriyle görmek için kıtaları aşar gelir. Hiç tanımadığı bir insanla, sadece akrabası olduğunu bildiği için bu kadar kaynaşabilir mi insan? Kaynaşmış işte. Yoğunoluk köyünde dedesinin evini bulur; evin şimdiki sahipleri ona nasıl hizmet edeceklerini şaşırırlar.

Gözleri yaşlı, elinde kamerayla gezip durur Jan Ahparig. Ev sahibi kadın “Hoş geldiniz” deyip durur, elinde suyla arkasından dolaşırken. Niyeti misafirini rahat ettirmektir. Antakya insanının misafirperverliğidir işte, “Hoş geldiniz” derler her gelene, her gidene. Yanlış anlamadınız, giderken de “hoş geldiniz”le uğurlanırsınız. Kahve gelir, “Hoş geldiniz” derler; kahve biter, “Hoş geldiniz” derler. Bilmeyen için rahatsız edici bile olabilir bu sıklık. Jan Ahparig için de öyle olmuş olacak ki, tutamaz kendini, “Asıl siz hoş geldiniz!” diye bağırıverir kadına. Çünkü o ev onundur aslında, dedesinin, babasının... Öyle ya, bir kadın çıkmış karşısına, sürekli “Hoş geldiniz” diyerek kendi evinde onu ağırlamaya çalışıyor. İçsel bir isyandır belki yansıttığı ama o günden sonra, köy için unutulmaz biri olur.

Jan Abrahamyan köyünde.

Jan Abrahamyan, gözyaşlarıyla köyde dolaşan adam olarak biliniyor artık Yoğunoluk’ta. 2018 yılında son kez geldi Musa Dağ’a, bir kez daha, dedesinin evini görmeye. Aile içinde bir düğün vardı, bunu vesile edip geldi, günlerce bir Musa Dağlı gibi yaşadı. Ben de tanık oldum hissettiklerine. Bol bol halay çekti, uzun uzun sohbet etti, hem de Musa Dağ Ermenicesiyle.

1915’in 100. yılı anmaları sürecinde 2015’te Jan Abrahamyan’ın kızı Nyree de geldi Musa Dağ’a. Dedesinin ayak izlerini görmeye, onun diktiği ağaçlardan dut yemeye. Aslında İstanbul’daki 24 Nisan etkinliklerine katılmak için gelmişti ama yüreğinin bir köşesinde, dedesinin yaşadığı yerleri görme, havasını soluma isteği de vardı. Köklerinden kopan herkes gibi bir öz arayışı vardı içinde. Gelip gördükleri sadece uzak akrabaları değildi; yakınlığı hissediliyordu. Babasının kuzenlerinin evine ilk kez gelmişti ama sanki her gün oradaymış gibi samimiydi.

Jan Abrahamyan ailesi ile birlikte

Köklerden kopmak zordur, bunu ancak yaşayan bilir. Tarih boyunca farklı coğrafyalarda, farklı kültürlerde yüzlerce kez yaşanmış olsa da, hissettirdikleri ortaktır. Jan Ahparig klasik bir cenaze töreniyle toprağa gömülmek istemiyordu. Onun dileği, eşi ve çocukları tarafından yakılmak ve küllerinin atalarının ünlü direnişinin yeri olan Musa Dağ’a serpilmesiydi. İstediği gibi oldu cenaze töreni. Kilisede duanın ardından naaşı yakıldı. Yine, tam istediği gibi, tabutu kiliseden cenaze müziği değil, Musa Dağ’ın davul-zurna sesi eşliğinde çıkarıldı.

Kızı Nyree, önümüzdeki günlerde, babasının son dileğini yerine getirmek üzere Musa Dağ’a gelecek. Jan Ahpariğin külleri savrulacak Musa Dağ’dan aşağı, toprağının üzerine. Hrant Dink’in sözüyle, bir su daha çatlağını bulacak.