YETVART DANZİKYAN

Yetvart Danzikyan

KARDEŞÇESİNE

Muhalefet hareketli ama...

Gerek CHP, gerek İYİ Parti’nin şu ağır ekonomik bunalımda ve baskı ortamında topluma yeni bir şeyler söyleyebilmesi gerekiyor. Ancak ne Kılıçdaroğlu ne de Akşener’de bu potansiyeli görebiliyorum. Taktik hesaplar ve mağduriyet yaratmalarla geçen bu günleri çok arayacaklar.

Muhalefetin, özellikle CHP ve İYİ Parti’nin mağlup olduğu Haziran seçimlerinin üzerinden iki ayı aşkın bir süre geçti. Muhalefet bu süreyi nasıl geçirdi derseniz, iyi geçirmedi. 

CHP’de genel başkanlık krizi, hafiflese de sürüyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçimden sonra istifa etmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Bunu da defalarca yazdım. Kılıçdaroğlu’yla şahsi bir meselem yok elbette. Bilmemiz gereken şu: Seçimi kazamayan genel başkanın istifa etmesi demokrasilerde bir gelenektir ve mantıklı bir gelenektir. Hele ki bu seçimde istifa iyice gerekliydi, çünkü Kılıçdaroğlu önceki seçimleri de kaybetmişti ve bu sefer galibiyete kesin gözüyle bakıyordu. 

Kılıçdaroğlu istifa etmedi ve öyle görünüyor ki etmeyecek. Şu notu da düşelim: Belki de genel merkezin baskısı altında. Yani orada sadece Kemal Kılıçdaroğlu’nun varlığı sayesinde hayat bulan bir klik, genel başkana “Aman efendim, sakın istifa etmeyin” diyor olabilir. Bilemiyoruz. 

Neyse; bir yandan da, CHP kurultay sürecinde. Önce il ve ilçe kongreleri yapılacak. Kongrelerin Ekim’de bitmesi ve kurultay tarihinin netleşmesi bekleniyor. Bu süreçte CHP’li Özgür Özel aday olabileceğinin sinyalini verdi. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ise, öyle görünüyor ki önce İstanbul’u tekrar kazanmaya çalışacak. Sonrası Allah kerim. Ancak burada İmamoğlu’nun karşı karşıya olduğu bir risk var. İstanbul’u kazanamazsa genel başkanlık adaylığı sıkıntıya girer. Ancak kazanırsa ve İBB Meclisi’nde çoğunluk da muhalefete geçerse CHP’yi önümüzdeki yıl bir kurultay daha bekleyebilir. 

Peki CHP, İYİ Parti olmadan İstanbul’u tekrar kazanabilir mi? Burada yeni soru işaretleri doğuyor. Haziran seçimlerinin diğer mağlubu İYİ Parti’nin lideri Meral Akşener son günlerde peş peşe demeçler veriyor ve özellikle CHP’yi eleştiriyor. CHP derken, eleştiri oklarının hedefinde Kılıçdaroğlu var. Kendi partisi açısından da özeleştiride bulunan Akşener özellikle seçim öncesindeki aday belirleme sürecinde Kılıçdaroğlu’nun hatalı davrandığını, kâh açık açık kâh örtük biçimde söylüyor. Bu açıklamalardaki tonu belki tartışılır ancak sürecin iyi yönetilmediğini zaten ben de, diğer gözlemciler de, defalarca yazdık. 

Akşener bununla da kalmıyor, yerel seçimlerde ayrı aday çıkaracaklarını söylüyor. Bu da beklenen bir şeydi, çünkü CHP ile İYİ Parti arasındaki vazo zaten seçim öncesinde kırılmış, zar zor yapıştırılmıştı ve zamkın tutmayacağı belliydi. Seçim sonrasında Akşener’in sergilediği, az evvel bahsettiğimiz tutum da hesaba katılınca, yerel seçimlerde CHP-İYİ Parti koalisyonu görmenin zor olduğunu söyleyebiliriz. 

Yine de ihtiyatlı olmak lazım, çünkü siyaset bu, her an her şey olabilir. Ancak bunların ötesinde, muhalefet açısından ortada ciddi bir sorun var. Mevcut durumda muhalefetin topluma söyleyeceği bir söz kalmamış gibi görünüyor. CHP açısından seçimden hemen sonra çıkarılması gereken bilanço zamanında çıkarılmadı, genel başkan istifa etmedi ve şimdi toplumda hiç heyecan yaratmayan bir kurultay süreci var; belli ki bu süreç daha haftalar, belki de aylar sürecek. 

İYİ Parti açısından da durum pek parlak değil. İç muhasebe mi yapıyorlar, yenilgiye kılıf mı arıyorlar belli değil. İç muhasebeyse, CHP için dediğim şey burada da geçerli: Artık geç kalındı. Yenilgiye kılıf aranıyorsa bunun da şu aşamada pek bir anlamı yok seçmen açısından.

Tüm bunların ötesinde, İYİ Parti’nin de topluma söyleyeceği bir söz kalmamış gibi görünüyor. Akşener’in başaktör olduğu, hesap sormalar, mağduriyet yaratmalarla geçen, bu maksada yarayacak jest ve mimiklerle süslenmiş basın toplantıları ya da açıklamalar seçmen için ne ifade ediyor? Bence pek bir şey ifade etmiyor. 

Gerek CHP, gerek İYİ Parti’nin şu ağır ekonomik bunalımda ve baskı ortamında topluma yeni bir şeyler söyleyebilmesi gerekiyor. Ancak ne Kılıçdaroğlu ne de Akşener’de bu potansiyeli görebiliyorum. Taktik hesaplar ve mağduriyet yaratmalarla geçen bu günleri çok arayacaklar.

Asıl can sıkıcı olan ise, bu tıkanmayı görüp yeni bir söz, yeni bir örgütlenme için harekete geçen birilerinin olmaması. Muhalefette hareket var ama aslında sadece partiler değil taban da sanki taşlaşmış vaziyette. Neyse, yine de umudu kaybetmeyelim. Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Hele ki siyasette.