Talat Paşa Bulvarı

Bugün Gazetesi'ndeki köşe yazısı için 23 Aralık Cuma günü 'Talat Paşa Bulvarı' başlıklı yazısını kaleme alan Gülay Göktüğ soruna bir de ermenilerin gözünden bakmaya çalışarak şu sonuca varıyor 'Türkiye Cumhuriyeti Devleti 90 yıldır İttihatçılar'ın suçunun önünde paravan olmaya çalışmak yerine, kendini bu suçtan ayıran ve suçu lanetleyen bir politika izleseydi, 'soykırım mı, değil mi' tartışması bir teferruat haline gelebilirdi.'

 

Ermeni soykırımını inkâr etmeyi suç sayan bir yasa yapmak besbelli ki en temel insan hakkı olan ifade özgürlüğüne kökünden aykırı.

Bunda tartışacak bir şey yok.
Ama benim üzerinde durmak istediğim başka bir nokta var.
Fransa'nın yüzde yüz haksız olduğu bu pozisyonun bizim her tandanstan devletçi-milliyetçi kesimin çok hoşuna gittiği görülüyor. Bu kolay hedefe vurdukça coşuyor, coştukça vuruyorlar. Öyle ya, kırk yılda bir 'Batı' âlemini temel hak ve hürriyetleri ihlal noktasında eleştirme imkânı geçmiş ellerine. Yani roller tersine dönmüş; 'ifade hürriyetini kısıtlıyorsunuz' diye ensemizde boza pişirenler şimdi kendileri ifade özgürlüğünün çanına ot tıkamışlar. Ve elbette hak ettikleri cevabı almalılar.

Ne var ki, bir yanlışı ortaya koymak sizi otomatik olarak doğru pozisyona getirmez.
Bugün Fransa'yı suçlarken kendilerini çok sağlam zeminde hissedenlere şunu sormak isterdim:
Siz bu ülkenin dört bir yanında hâlâ Talatpaşa İlkokulları, Talatpaşa Caddeleri, Talatpaşa Bulvarları görmekten utanmıyor musunuz? Ermeni yurttaşlarınızın bu 'Büyük felaket'in bir numaralı sorumlusunun adını taşıyan caddelerden geçerken, okullarda okurken ne hissettikleri hiç mi ilgilendirmiyor sizi?
Siz hâlâ ders kitaplarında bu olaylardan tek satır bile bahsetmemekle, tarihimizin bu kara sayfasını cumhuriyet kuşaklarından gizlemekle İttihatçılar'ın suçlarını örtbas etmiş, hatta suçlulara sahip çıkmış olmaktan rahatsızlık duymuyor musunuz?

Siz, daha iki gün önce bu konu Meclis'te tartışılırken bu büyük suçu hatırlatan bir milletvekiline küfürlerle, hainlik suçlamalarıyla saldırılmasını ifade özgürlüğüne pek mi uygun buluyorsunuz?
Adı soykırım olsa ne olacak, olmasa ne olacak?

Yaşananlara ister Ermeniler'in kendi aralarında dedikleri gibi 'Büyük felaket' deyin; ister katliam, ister kırım... Sizin resmi ağızlarınız bile 300 bin Ermeni'nin öldürüldüğünü kabul etmiş. Devlet, nasıl Dersim'de bir avuç isyancıyı bahane edip resmi rakamlara göre 16 bin, Dersimliler'e göre 40 bin masum insanı katlettiyse, burada da bir avuç çeteciyi bahane edip resmi rakamlara göre 300 bin, birtakım tarihçilere göre ise 1 milyon masum Ermeni'yi öldürmüş ya da ölümüne sebep olmuş.

Peki siz atalarınızın yaptığı bu katliam karşısında ne yapıyorsunuz? Talat Paşa'nın adını caddelerden, okullardan kaldırmayı bir kere bile gündeme getirdiniz mi? Herhangi bir 24 Nisan'da, bir cumhurbaşkanınız, bir devlet yetkiliniz çıkıp da -diyelim ki adı soykırım olmayan- bu katliamın yıldönümünde Ermeni vatandaşların acılarını paylaştığını, olanlardan büyük üzüntü duyduğunu belirten iki satırlık bir resmi demeç yayınladı mı? Dünyanın orasında burasında dikilen anıtlara ateş püsküreceğinize, siz neden 1915 kurbanlarına bir anıt dikmeyi akıl edemediniz şimdiye kadar? Neden o anıta bir buket çiçek bırakarak hâlâ o günlerin acısıyla yanıp kavrulan Ermeni yurttaşlarınızın acılarıyla empati kurmayı denemediniz?

Eğer bütün bunlar yapılmış olsaydı, yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti 90 yıldır İttihatçılar'ın suçunun önünde paravan olmaya çalışmak yerine, kendini bu suçtan ayıran ve suçu lanetleyen bir politika izleseydi, 'soykırım mı, değil mi' tartışması bir teferruat haline gelebilirdi.
Belki o zaman şu anda dünyanın dört bir yanına tespih tanesi gibi dağılmış olan Ermeniler'in çocukları, torunları böyle büyük bir hınç içinde olmazlardı.
Ve belki o zaman bu ülkede yaşayan Ermeniler de kendilerini daha bir vatandaş gibi hissederlerdi.

 

Kategoriler

Güncel Basın