Misyonerlik, azınlıklar ve Ergenekon

Nazlı Ilıcak'ın SABAH'ta dün (27 Ocak Cuma) yayınlanan köşe yazısı; 'Milli Güvenlik Kurulu (MGK) 2001'de, misyonerliği 'tehdit' olarak Milli Güvenlik Siyaset belgesine koydu. MGK Genel Sekreterleri (Tuncer Kılınç ve Şükrü Sarıışık) konunun takibini yaptılar.'

 

Bir yandan 'azınlıkların misyonerlikte öncü rol üstlendiği' işlendi, bir yandan da dinlerarası diyalog (dolayısıyla Fethullah Gülen) misyonerliğin yolunu açan bir unsur olarak kitlelere takdim edildi. Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol, Genelkurmay himayesinde Trabzon da dahil birçok ilde misyonerliğin tehlikesini anlatan konferanslar verdi. Asker, misyonerliği, bölünmez bütünlüğümüze yönelik bir tehdit gibi görüyordu. Nitekim Sabiha Gökçen'in Ermeni olduğu haberini, 'Ulus devlet yapımıza karşı, milli birlik ve beraberliğimizi sarsan bir tavır'olarak değerlendirdi. 'Gökçen Ermeni asıllı' cümlesi, soykırım ve tehcir tablosunun zeminine oturuyordu. Zaten bu iddialar, 'Türkiye'yi parçalamak, bölüşmek, paylaşmak isteyen dış güçlerin medya işbirliğiyle kurduğu bir tezgâhtı.' İlhan Selçuk, 25 Şubat 2004 tarihli makalesinde bu görüşü savunmuştu. Sevgi Erenerol da, 'Misyonerlik siyaset satrancının bir parçasıdır. Tek amaç bu toprakların ele geçirilmesidir' diyordu. 
Hrant Dink, Türk milletinin bütünlüğüne yönelik tehdit propagandasını beslemek için iyi bir malzemeydi. Her cümlesi bir düşmanlık vesilesi olarak ele alındı. 'Türklüğü aşağılamak' iddiasıyla Şubat 2004'te 301'den hakkında dava açıldıktan sonra da, sürekli ulusalcıların hedefinde oldu. Sözgelimi, '150 yıl önce Ermenilerin başına gelen Kürtlerin başına da gelebilir' demesi, ya da yurtdışında bir konferansta, 'soykırımdan' söz etmesi, onu çok ağır yazıların muhatabı yaptı. Zaten yargılandığı Şişli Adliyesi'nin önüne, daha sonra Ergenekon sanığı olarak tutuklanan Kemal Kerinçsiz, Veli Küçük, Oktay Yıldırım, Sevgi Erenerol gibi şahıslar geliyordu. Mahkemenin önünde, Aralık 2006'da açılan bir pankart, karşı karşıya kaldığı üslûp hakkında bir fikir verebilir: 'Hrant Dink, Taşnak, Hınçak, Asala ve devşirmeler seninle gurur duyuyor. Büyük Türk Milleti'. 
Misyonerlik ve azınlık tehdidi, Dink'in şahsında elle tutulur hale gelmiş, ulusalcılığı pekiştiren bir mahiyet kazanmıştı. O sıralarda Trabzon Santa Maria İtalyan Kilisesi Rahibi Santoro öldürüldü. Cinayeti 18 yaşından küçük Oğuzhan Akdin işlemişti. Acaba, 19 Ocak 2007'de Dink cinayetinin gene yaşı küçük Ogün Samast tarafından işlenmesi tesadüf müydü? Onun ardından da, 18 Nisan 2007'de Zirve Yayınevi misyoner katliamı geldi.
Dink cinayetini Ergenekon'dan ayırmak mümkün değil. Bakın 1. Ergenekon iddianamesinde misyonerliğe nasıl bir atıf var: 'Şüphelilerin misyonerlik temasını yoğun olarak kullandıkları, azınlıklar ve misyonerlik konusunda toplumu kin ve düşmanlığa sevk edecek biçimde eylem yürüttükleri görülmektedir.' 
Bir cümle de, Sevgi Erenerol'dan: 'Ülkenin bölünmez bütünlüğüne yönelik tehditler bir piramit arz ederse, bunun en tepesinde azınlıklar bulunmaktadır.'
 
 
 
 

Kategoriler

Güncel Basın

Etiketler

Sevgi Erenerol