Berge Arabian: Hâlâ umut olduğuna ikna edercesine gülümsedi

Agos’un foto muhabiri Berge Arabian, bu haftadan itibaren gazetemiz için çektiği çeşitli fotoğrafların arka planını yazacak. Arabian, ilk olarak Sırrı Süreyya Önder ve Aram Gülyüz’ü fotoğraflama öyküsünü anlattı.

BERGE ARABİAN

Portre fotoğrafçılığında sezgi sahibi olmak çok avantajlı bir şey olabiliyor. Yaklaşık bir yıldır Agos için fotoğraflar çekiyorum ve bu sayede Türkiye’nin siyaset, kültür ve sanat hayatını oluşturan pek çok ilginç şahsiyetle tanışma fırsatım oldu. Bu kişilerle yüz yüze olmak bir yandan çok enteresan olsa da diğer yandan da bu kişilerle yapılan söyleşilerle ya da onları konu olan yazılara eşlik edecek güzel portreler çekmek bir hayli zorlayıcı.

Bana verilen görevler sırasında bu sezginin varlığı giderek daha da kullanışlı olmaya başladı. Pek çok kez, fotoğrafladığım kişiler hakkında çok az bilgiye sahip oluyorum ya da sadece isimlerine bir aşinalığım oluyor. Ve neredeyse her seferinde, portreyi almak için elimde çok kısa bir süre oluyor. Sezgilerimi takip etmek bu anlamda bazen, güzel diyebileceğimiz bir portre çekmekte yardımcı olmuştur.

Kalabalık bir odadayım. Her şeyi anlayamasam bile söylenen her bir kelimeyi dinliyorum. Bir yandan da gözlerimle önünde, fotoğrafı çekebileceğim bir arka plan arıyorum. Daha önce de pek çok kere, Sırrı Süreyya Önder’in fotoğraflarını çektim, fakat daha önce hiç portresini çekmemiştim. Bu fotoğraf kendine özgü olmalıydı. Tabii halihazırda yanında durduğu HDP ilanıyla bir fotoğrafını çekebilirdim ama aradığım bu değildi. Aynı zamanda Önder’i çevreleyen atmosferi de yansıtmak istiyordum. Sonuçta Sırrı Süreyya tüm varlığıyla kendi olabilen ve dünyayı ciddiye alan bir insan. Arkamı dönmemle tahta bir panel görmem bir oldu. Bu panelde birkaç slogan ve duvara basılmış bir fotoğrafı vardı. Hemen onu duvardaki yüzü ve “Şehir Benim” sloganı arasında dururken hayal ettim.  Ve böylece bunun Sırrı Süreyya’nın hep çekmek istediğim portresi olduğunu anladım. Daha sonra ona tahta panelin önünde portre çekme fikrimi söyledim, “Bravo, iyi bir seçim” diyerek onayladı. Ve sonunda planladığım şekilde poz verdi; kollarını bağladı, kafasını hafif yana eğdi ve bizi dünyada hâlâ umut olduğuna ikna edercesine gülümsedi. Ve deklanşöre bastım. Fotoğraf çektiğim mekândan ayrılırken, kalbim göğüs kafesimden çıkacak gibiydi. Bana göre, bu dünyaya bir fark yaratmak için gelmiş bir insanın fotoğrafını çekmiştim.

İş arkadaşım Evrim, “O, tonlarca film çekmiş, hatta erotik filmler çekmiş çok ünlü bir yönetmen” dediğinde  ‘erkek’ özgüveniyle yürüyen dev gibi bir adam hayal etmiştim, fakat Aram Gülyüz öyle bir insan değildi. Onun yerine, yavaş yavaş konuşan, uykulu gözleri ve huzurlu gülümsemesiyle güzel bir yaşlı adamla karşılaştım. Küçük ve kalabalık bir odada konuştuğumuz için söyleşinin çoğunu kaçırdım. Fakat yaptığı esprili çıkışlarla Evrim’i nasıl güldürdüğünü görmüştüm. Daha fazla dikkatimi çeken ise, bu beyefendinin ellerini bir araya getirip, parmaklarını ayırıp iki elinin parmaklarını birleştirerek konuşmasıydı. Söyleşiden sonra bir kafede birkaç poz denedik, fakat bir şeyler eksik kalmıştı. Hemen ona “Sizi konuşurken izledim, ellerinizi kullanarak güzel bir duruş yakalıyorsunuz. Bunu portre için de yapabilir misiniz?” dedim, ne istediğimi de gösterdim ve fotoğrafı çektim. Bu açıdan çok memnun kalmıştım, çünkü böylece güzel ellerini, uykulu gözlerini 83 yıllık bu huzuru fotoğraflayabilmiştim. Böyle insanları seviyorum.