Kürtçe ve Ermenicenin dertli sesleri bir arada

Gazîn ve Leyli, temsilcisi oldukları gelenekler gibi, birbirine benziyor. Birbirlerinin ellerini hiç bırakmayan, daima birbirlerinin gözlerine bakan bu iki kadınla, yoğun çalışma tempoları içinde verdikleri mola sırasında konuştuk. Onları bu akşam İTÜ Mustafa Kemal Amfisi’nde dinleyebilirsiniz.

Dengbêj Gazîn (solda) ve Aşuğ Leyli (sağda) Fotoğraf: BERGE ARABIAN 

MEHMET AKIN
akinmehmet34@gmail.com

Anadolu Kültür’ün, Avrupa Birliği tarafından finanse edilen ‘Ermenistan-Türkiye Normalleşme Süreci Destek Programı’ kapsamında, halklara birliktelik ve dostluk mesajları vermek amacıyla yaptığı kadın dengbêjler ve aşuğlar projesi, son konser için bu hafta İstanbul’a taşınacak. Kürt halk kültüründeki dengbêjlik ile Ermeni halk kütüründeki aşuğluk gelenekleri arasındaki benzerliklerden yola çıkan Vanlı Dengbêj Gazîn ile Ermenistanlı Aşuğ Leyli, önce Yerevan’da, ardından Van’da ortak konserler verdi.

Gazîn ve Leyli, temsilcisi oldukları gelenekler gibi, birbirine benziyor. Birbirlerinin ellerini hiç bırakmayan, daima birbirlerinin gözlerine bakan bu iki kadınla, yoğun çalışma tempoları içinde verdikleri mola sırasında konuştuk. İkisi de geçmişin hüzünlü hikâyelerini anlatıyor, ikisi de gelecekten barış ve müzik dolu bir hayat bekliyor. Geleceğe dair temennileri belirtirken bize özellikle “Yaz bunları” diyen Gazîn ve Leyli’yi bu Cuma akşamı İTÜ Mustafa Kemal Amfisi’nde dinleyebilirsiniz.

‘Leyli’nin kalbindeki kederli ruhu anlıyorum’

İçine doğduğu dengbêj geleneğini geleceğe aktarmak için çırpınan ve kadın dengbêjleri bir araya getiren Dengbêj Gazîn, Kürtler ile Ermeniler arasındaki benzerliklerin hep farkında olmuş; bu projeyi yapmaya da öyle karar vermiş.

  • Proje nasıl başladı?

Küçüklüğümden beri duyduğum hikâyeler vardı. Bir Ermeni bir Müslüman’a âşık olur, dil farkı nedeniyle kavuşamazlardı. Kültürlerimiz yakın olduğu için, Ermenistan’daki dengbêjlerle ortak bir şeyler yapabiliriz diye düşündüm de nasıl yaparım bilemedim. Anadolu Kültür başka bir program için Van’a gelmişti, onlara projemi anlattım. Kabul edildiğini ve Yerevan’da, Van’da, İstanbul’da konserler yapılacağını duyunca çok mutlu oldum. Rüya gibiydi. Sonra da beraber Ermenistan’a gittik.

  • Leyli ile nasıl tanıştınız?

Ermenistan’a gideceğimiz belli olduğunda, oradaki gelenekten bizim geleneğe yakın kişileri araştırdık, dört-beş kişi bulduk. İçlerinden gırtlağı bana en çok benzeyen Âşık Leyli’ydi. Yerevan’da sabah otelde tanıştık Leyli’yle. Çok heyecanlandım onu ilk gördüğümde, çok mutlu oldum.

  • Birbirinizin şarkılarını anlıyor musunuz peki?

Ermenice bilmesem de anlıyorum onu. Van’dan, Erzurum’dan bahsettiğini biliyorum. Kalbindeki kederi görüyorum.

  • Klamlarda Ermeniler ve soykırım da anlatılır mı?

Büyüklerimden, Ermenilerin hikâyelerinin anlatıldığı birçok klam dinlemişimdir. Bununla ilgili araştırmalar da yapıyorum. Birkaç köye gittim, soykırımı sordum, onların anlattıklarını arşivledim. Birçok kadın ve çocuk katledilmiş. Bütün savaşlarda yükü hep kadınlar çekmek zorunda kalıyorlar. Artık barışın gelmesini, kadınların bu yüklerden kurtulmasını istiyorum.

  • Dengbêj evlerinde çok kadın görmüyoruz. Deng-bêjlik geleneğinde kadınların yeri nedir?

İlk dengbêj evi Van’da açılmıştı. Ben oradaki tek kadındım. Erkek dengbêjleri ben çağırdım. Onlar sonra Diyarbakır’da ve Muş’ta dengbêj evleri açtı. 50-60 erkek oldular. Onlara, kadın dengbêj tanıdıkları olup olmadığını sordum. Sonra üç, beş derken büyüdük. Kadın olarak bu alanda ilerlememiz çok zor, fakat Kürt hareketi bizim de önümüzü açtı.

Kadın dengbêjlerin sayısı artınca, kendi adımıza bir yer açmak istedim ve Kadın Dengbêj Derneği’ni kurdum. Diyarbakır ve Silopi’de de kadın dengbêjler var, onlara da örnek olduk. Fakat maddi sorunlarımız var. Yanımdaki kadın dengbêjler yeni açılan başka bir derneğe geçtiler, dört kişi kaldık. Bu kültürü ilerletmek, kadın dengbêj sayısını artırmak istiyorum. Bunu ortaya çıkaranlar zaten kadınlar. Evdalê Zeynıkê’nin ‘Gule’ eseri mesela çok önemli. Şimdi bunu kendi çocuklarımıza, kendi kızlarımıza öğretmek istiyorum.

  • Siz nasıl öğrendiniz deng-bêjliği?

Gözümü açtım, içinde buldum kendimi. Yedi yaşındayken bile klam söylüyordum. Klam söylediğim için dayak yedim küçükken. Ninemin ismi Gule’ydi, bizim ailede herkes ‘Gule’ klamını okurdu, merak edip anlamını sordum. Gule’nin Müslüman yapılmaya çalışılan bir Ermeni olduğunu öğrendim. Bu hikâye beni çok etkilemişti.

  • Yerevan’daki konserde neler hissettiniz?

Çok mutlu oldum. Gittiğimiz köylerde insanlar şarkılara eşlik ediyordu. Bitlis’ten, Erzurum’dan, Van’dan oraya göçmek zorunda kalmış insanlar vardı. Yüreği yanan insanlardı bunlar. Mesela konserden sonra yaşlı bir kadın geldi, bana sarıldı, ağladı. Ben de ağladım. Oraya giderken, yanımızdaki kızlar Kürt olduğumuz için tepki görür müyüz acaba diye düşünüyordu. Çok korktular. Ama çok güzeldi her şey, herkes çok misafirperverdi.

‘Bu cennette barış içinde yaşansın’

Aşuğ Leyli, “Hiç gelmem” dediği Türkiye’ye bu projeyle ilk defa geldi ve ‘âşık’ oldu. Ermenistan ve Türkiye kültürleri arasındaki benzerliklerden bahseden Leyli, sınırların açılmasını ve halkların bir arada yaşamasını temenni ediyor.

  • Siz neler hissettiniz Gazîn’le tanıştığınızda?

Ben Rusya’dayken, bir gün Civani Aşuğ Okulu’nun müdürü Prof. Dr. Tovmas Boğosyan telefon etti. Bu projeden bahsetti, “Aslında başka aşuğlarla görüştüler ama ısrarla seninle görüşmek istiyorlar” dedi. İlk gördüğümde sanki yıllardır bildiğim biriymiş gibiydi. Bizim şarkılarımız hep böyle dertli, hüzünlü, sıkıntılıdır; Gazîn’in şarkılarında da aynı dert vardı. Zaten Gazîn’in şarkılarının ruhunun ne kadar benzer olduğunu biliyordum. Şarkı söyleyen, şarkı söyleyenin halinden anlar. Biz farklı milletlerden olabiliriz, ama önemli olan müzik.

  • Gazîn’in klamlarını anlayabiliyor musunuz?

O okuduğu zaman, okuma biçiminden her şeyi anlıyorum. Yüreğime geliyor, dokunuyor. Başkası olsa böyle yüreğime dokunmayabilir. Gazîn Ahtamar Kilisesi’nin hikâyesini anlatıyor. Bu hikâyeler de bizde de var. Bana göre Gazîn’in en temel özelliği, okuyuşundaki samimiyet. Bu yüzden de onu görmediğim zaman özlüyorum.

  • Şarkılarınızda Kürtlerle ilgili şeyler geçer mi hiç?

Ben ve eşim okulda öğretmenken ‘Siamanto ve Kece Zare’ oyununu oynuyorduk. Ben Kece Zare oluyordum, o Siamanto. O oyunun bir bölümü Kürtçedir. Şarkıda da “Ermeni’dir, kızımı vermem” gibi sözler vardır.

  • Aşuğ geleneğinde Ermeni Soykırımı’nın izleri var mıdır?

Benim ailem aslen Erzurumlu. Dedelerimden, annemden dinlediğim soykırım hikâyelerini anlatıyorum ben. Bu hikâyeleri dinleyerek büyüdüm çünkü. Bunlar, yazdığım şarkıları da çok etkiledi.

  • Nelerden bahsediyorsunuz şarkılarınızda?

Sovyetler zamanında, öğrenci de olduğum için sadece aşk şarkıları yazardım. Bütün bu soykırım hikâyelerini duydukça, hafıza üzerine, geçmiş üzerine yazan bir aşuğa dönüştüm. Ama ne zaman kendi milletimle ilgili bir şey yazmaya çalışsam, kalemim yine bir şekilde aşk ve sevgi sözcüklerine bağlanır.

  • Ermenistan’da aşuğ geleneğinde çok kadın var mıdır?

Kadın aşuğlar var ama çok az. Ben Ermenistan’da aşuğ unvanını alan ilk kadındım. Civani Aşuğ Okulu’ndan mezun olursanız aşuğ olabiliyorsunuz sadece. Ben oranın ilk kadın mezunuyum. Şu an güzel sesli kızlarımız var orada.

  • Van’daki konserde neler hissettiniz?

Bizim atalarımızın memleketi burası. Havası bile farklı benim için. Ama buraya gelene kadar “O ülkeye gitmem” diyordum. Geldiğimde, düşündüğümden tamamen farklı bir şey gördüm. Kültür ve sevgi dolu, çok rahat bir yer. Van bölgesi öyle bir cennet ki, böyle bir memleket başka yerde yok. Herkes bu cennette mutlu, barış içinde yaşasın isterim. Müziğiyle, kültürüyle birlikte yaşasın. Sınırlarımız da açılsın ki bu topraklarda yaşayan herkes bir araya gelebilsin. Soruyorum, bu dünyanın toprakları, hepimizin yaşaması için yetmiyor mu?

Kategoriler

Kültür Sanat Müzik