Yetvart Danzikyan: Şah Fırat operasyonu ya da “meğerse biz neymişiz..”

Yetvart Danzikyan, Süleyman Şah Türbesi’nin taşınma hikayesinden yaratılan ‘destanı’ yazdı: Bu operasyon Türkiye’nin bölgede liderlik yapma iddia ve hevesini tekzip eden en önemli gelişme olmuştur. Çünkü manzara şu: Türkiye, IŞİD eliyle nefessiz bırakmaya çalıştığı Suriyeli Kürt bölgesinden geçmek zorunda kalmış, IŞİD ile örtük ya da açık bir pazarlık yapmak zorunda kalmış ve sonuçta türbeyi yine Rojava direnişinin yakınlarında bir yere taşıması gerekmiştir.

Kahramanlık hikayelerine ihtiyacı var bu ülkenin. Belli. Bilhassa da şöyle Amerikan filmlerinde olanından. Ya da Amerikan siyasetinde. Olabilir. Daha doğrusu olabilirdi. Eğer Hükümetimiz, Cumhuriyet tarihinin gelmiş geçmiş Batı ile epistemolojik düzeyde en sert biçimde hesaplaşan ve bize o büyük kopuşu yaşatan Hükümeti olmasaydı. Elbette olabilirdi, eğer AKP medyasında Batı’nın felsefesi, Batı’nın siyaseti, Batı’nın ahlaki-kültürel kurumları sabah akşam teşrih masasına yatırılmasaydı. Elbette olabilirdi, Başbakan Davutoğlu ve AKP ileri gelenleri sabah akşam bu toprakların kadim medeniyetinden bahsetmeseydi. Gel gör ki yine de oldu. AKP’den ve AKP medyasından, memleketteki her şeyi bir Amerikan ikonuna benzetmeden rahat edemeyen bir Ertuğrul Özkök çıktı. Bu da oldu.  

Siyasi açıdan bakarsak. Okuduğumuz haberlerden anladığımız şu: Hükümet bakmış ki IŞİD Suriye’deki Süleyman Şah türbesini gözüne kestirmiş, “Gireyim de şu türbeyi taşıyayım” demiş. “Hem de orada bekleyen askerler rahat eder.” İyi, gayet normal. Bunun için belli ki oraya giden güzergaha hakim YPG ile temasa geçmiş, bir mutabakata da varılmış. Tamam bu da iyi, gayet normal. Nihayetinde operasyon yapılmış, türbe Suriye topraklarında YPG kontrolündeki bir bölgeye taşınmış. Eski türbe ve karakol ise havaya uçurulmuş. Evet burası biraz tuhaf ama belli ki böyle bir ihtiyaç  hasıl olmuş, muhtemelen “Biz havaya uçurmasak IŞİD uçuracak” denmiş. Peki, ne diyelim, buna da tamam. Ha bir de bütün bu operasyon tereyağından kıl çekilmişçesine yapıldığına göre belli ki IŞİD ile de bir anlama yapılmış, bir ihtimal “Türbeyi alıp götürüyoruz, size de iş bırakmıyoruz, sizin yerinize türbeyi biz yerle bir ediyoruz” denmiş. Tamam arkadaş, buraya kadar da normal.

İyi de bundan sonrasını ne yapacağız? Bayrak, vatan güzellemeleri, destanları, Ivo Jima filminden ve hikayesinden apartılmış bayrak dikme fotoğrafları, “Dünya Saygı Duruşunda” manşetleri, operasyon merkezinden sanki Bin Ladin operasyonunu yönetirmişçesine çektirilen ve basına servis edilen fotoğraflar. Bir yere göğe sığamama ve sığdıramamalar. 

İnsan düşünmeden edemiyor, maazallah Kıbrıs müdahalesi AKP zamanında yapılsa ne olurdu diye. Ya da ne bileyim Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesi. Şu denebilir tabii: AKP’nin ama bilhassa da Davutoğlu’nun seçimlere giderken bir kahramanlık hikayesine ihtiyacı vardı. Olabilir tabii, siyasette bunlar hep vardır. Artık böyle şeyler AKP ölçüsüzlüğünde yaşanacak olsa da evet biliyoruz vardır.

Fakat bu, kahramanlık yaratmak için biraz sarkık bir hikaye. Öncelikle, yapılan basitçe bir türbeyi bir yerden alıp başka bir yere taşımak. Tamam önemli ama herhalde bölgeye yeniden nizam verecek, Türkiye’nin ‘liderliğini’ perçinleyecek kadar değil. (Şu sözler Yiğit Bulut’un Star’daki 23 Şubat tarihli yazısından: “Sonuç: Sayın Cumhurbaşkanımız BAŞKOMUTAN sıfatıyla, Genelkurmay Başkanı başta olmak üzere ilgili komutanlarla durumu görüşerek-sevk ve idare ederek, böyle bir adımın atılmasında LİDERLİK gücünü Türkiye adına bir kez daha ortaya koydu ve “bir yer değiştirme” sonucunda BÜTÜN DENKLEM ve DİNAMİKLER değişti… Bugün için tüm derinliğiyle ortaya çıkmasa bile çok kısa süre içinde bu adımın tüm derinliği ve gerekliliği ortaya çıkacak.”)

Hatta şunu bile düşünmek mümkün: Bu operasyon Türkiye’nin bölgede liderlik yapma iddia ve hevesini tekzip eden en önemli gelişme olmuştur. Çünkü manzara şu: IŞİD eliyle nefessiz bırakmaya çalıştığı Suriyeli Kürt bölgesinden geçmek zorunda kalmış, IŞİD ile örtük ya da açık bir pazarlık yapmak zorunda kalmış ve sonuçta türbeyi yine Rojava direnişinin yakınlarında bir yere taşıması gerekmiştir. ‘Türkiye’nin  havasını bozan’, rehine meselesinden sonraki (ya da onuna bağlantılı) en önemli  gelişme bu olmuştur demek, sanırım yanlış olmaz.

Belki de bu pazar akşamı ve pazartesi sabahı AKP’ye yakın medya ile eski merkez medyada gördüğümüz şişinme çabalarının sebebi bu olsa gerek. Neyse, sonuçta operasyon oldu bitti. Peki geriye ne kaldı? 

Hem AKP’nin eski devletin “Bayrak inmez” metaforlarına sarılmakta beis görmediği, hatta bunu seve seve yaptığı, dolayısıyla milliyetçi –ulusalcı zihniyet ile aynı kaynaktan neşet ettiği; hem de Batı’nın kahramanlık destanlarına içten içe gıpta ettiği, bilhassa bunun medya tarafından hikayeleştirilmesinde bildiği tek formülün bu olduğu. Bu vesileyle bunu da öğrenmiş olduk. Eh, bu da az şey değil.

Kategoriler

Güncel Gündem



Yazar Hakkında

Yetvart Danzikyan

KARDEŞÇESİNE