Süryanilere anadilde eğitim reddi: ''Azınlık değilsiniz yabancı dilde eğitim yapamazsınız''

Süryanilerin anadillerinde eğitim yapma başvurusu Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından reddedildi. Süryani Cemaati Temsilcisi Sait Susin, Beyoğlu Süryani Kadim Kilisesi Vakfı olarak Süryani çocuklarına normal müfredatın yanında Süryanice’yi de öğretecekleri bir anaokulu kurmak için başvuruda bulunduklarını, ancak Milli Eğitim Müdürlüğü'nün, 'Azınlık değilsiniz. Yabancı dilde eğitim yapamazsınız' şeklinde karşılık verdiğini söyledi.

Süryaniler, İstanbul’daki Süryani cemaatine mensup çocuklara Süryanice öğretebilecekleri bir anaokulu açmak için Milli Eğitim Müdürlüğü'ne başvurdu. 

Vatan gazetesinde yer alan habere göre talep, “Siz azınlık değil, asli unsursunuz. Azınlık olmadığınız için de yabancı dilde eğitim yapamazsınız” gerekçesiyle reddedildi. 

Süryani Cemaati Temsilcisi Sait Susin ise, konuyu AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'e taşıdı.

Milli Eğitim: ‘Siz asli unsursunuz’

Cumhuriyet tarihi boyunca okul açmak için talepte bulunmayan Süryani cemaati, ilk defa İstanbul’da anaokulu açmak ve çocuklara 5 bin yıllık dilleri Süryanice’yi öğretmek için talepte bulundu.

Süryani Cemaati Temsilcisi Sait Susin yaşanan süreci şöyle anlattı: “Beyoğlu Süryani Kadim Kilisesi Vakfı olarak Süryani cemaatine mensup çocuklara normal müfredatın yanında Süryanice’yi de öğreteceğimiz bir anaokulu kurmayı düşündük. 6 Haziran’da İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne talebimizi yazılı olarak ilettik. 26 Temmuz’da gelen cevapta, ‘Siz azınlık değil, asli unsursunuz. Azınlık olmadığınız için de açmak istediğiniz anaokulunda yabancı dilde eğitim yapamazsınız. Türk vatandaşlarının Türkçe’den başka bir anadili olmadığı için başka bir lisan öğretemezsiniz. Süryanice’yi çocuklara öğretemezsiniz’ dediler. Bu ret cevabı karşısında cemaat olarak hayal kırıklığına uğradık. '

Hükümet: Azınlık vakıflarının isteklerine açığız

Susin, şöyle devam etti: 'Geçtiğimiz hafta cemaat vakıflarının verdiği iftarda konuyu Hüseyin Çelik’e aktardım. Çelik bana, ‘Nasıl olur da bir insan çocuğuna dilimi öğrenmek istiyorum diyince kurumlarımız ‘hayır’ cevabını verir? Bu kabul edilemez. Hükümetimiz bu talebinizi karşılayacaktır. Azınlık vakıflarının isteklerine açığız” cevabını verdi. Bu nedenle problem yakında çözülecektir. İl Milli Eğitimi Müdürlüğü’nün de talebimizi yanlış yorumladığını düşünüyorum.”

'Temel hedefimiz dilimizin yok olmasını önlemek'

Haberde, Türkiye genelinde 25 bin nüfusu olan Süryani Ortodoks Cemaati’nin yüzde 85’i İstanbul’da yaşadığı ve cemaatin büyük kısmının da ağırlıklı olarak Bakırköy, Florya ve Yeşilköy üçgeninde ikamet ettiği belirtildi.

Susin çocuklara neden Süryanice öğretmek istediklerini şöyle anlatıyor, “Dilimiz Süryanice 5 bin yıla dayanan bir dil. Aramiler Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra bu dil Süryanice adını aldı. 5 bin yıla dayanan bu dili çocuklarımıza öğretemiyoruz. Kaybolmaya yüz tutmuş bir dil bu. Bizim talebimiz Milli Eğitim Bakanlığı’nın anaokulları için belirlediği müfredatı açmak istediğimiz anaokulunda aynen uygulamak, bu müfredata ek olarak haftanın belirli günlerinde birkaç saatte çocuklarımıza bu nesillere aktarılması ve yaşatılması için öğretmek istiyoruz. İzin çıkarsa anaokulunu Yeşilköy ya da Bakırköy’de kuracağız. Cemaatimizden gelecek talebe göre 100-150 arası çocuğa hizmet verecek bu anaokulu. Bu okul bizim için ilk adım olacak. Anaokulundan sonra ilköğretim ve lise de kurmak isteriz. Ama önce anaokulu sorunumuzu çözelim. Bizim temel hedefimiz çocuklarımıza Süryanice’yi öğretmek ve dilimizin yok olmasını engellemek. Bağışlarla ayakta duran bir vakıfız. Anaokulu vakfa da gelir sağlayacak. Bu gelir ihtiyacı olan öğrencilere burs olarak geri dönecek. Osmanlı döneminde birçok eğitim kurumumuz vardı. Bu talep biz Süryanilerin belki de Cumhuriyet döneminde eğitim konusunda ilk talebidir. Ümitle izin çıkmasını bekliyoruz” dedi.

Süryaniler azınlık değil iddiası

Süryani cemaatinin 5 bin yıllık geçmişi olan, ve Cumhuriyet dönemi politikaları nedeniyle kaybolmaya yüz tutmuş olan dillerini çocuklarına öğretme talebi reddedildi. Milli Eğitim Müdürlüğü, 'Süryanilerin azınlık olmadığı' gerekçesi ile talebi reddetti.

Bununla birlikte, Vatan gazetesindeki haber, Süryanilerin 'azınlık olmayı kendilerinin istemediğini' öne sürdü.

Haberde, 'Süryaniler kendi talepleri doğrultusunda Lozan Antlaşması’ndan sonra azınlık statüsüne girmedi. Ermeni, Rum ve Yahudi azınlıkların temsilcileri Lozan Barış Antlaşması’nda birtakım haklar elde ettiler. Fakat alt komisyonlara katılan Süryani liderleri azınlık hakkını almak istemedi. Azınlık kabul edilen toplumlar kendi dillerinde eğitim yapabilmek, vakıf kurmak gibi haklara sahip olurken Süryaniler bu haklardan mahrum kaldılar. Süryaniler Lozan’dan sonra Türk olarak kabul edildiler ama uygulamada azınlık gibi algılanarak bu şekilde muamele gördüler' ifadeleri yer aldı.

Lozan ve azınlıklar

Öte yandan Lozan Antlaşmasında azınlıklar, belirli cemaatler olarak anılmaz aksine sadece 'TC vatandaşı gayrimüslimler' olarak tanımlanırlar.*

Lozan Antlaşması'nın azınlıklar ile ilgili kesiminde, hiçbir azınlık cemaatinin ismi geçmemekte, bunun yerine, sadece 'gayrimüslim' ibaresi kullanılmaktadır. Yalnızca gayrimüslim (Müslüman olmayan) Türk vatandaşlarının azınlık sayılacağı, müzakerelere katılmış olan Türk temsilciler ve imzacı diğer devlet temsilcileri tarafından kabul edilmiş bulunmaktadır. Azınlık olup olmama tartışmalarında, 'gayrimüslim' olmanın kıstas alınacağı konusunda, müzakerelere katılan taraflarca konsensüse varılmış ve antlaşma da bu temelde imzalanmıştır. Ancak, gayrimüslimlere getirilen haklardan tüm gayrimüslimler yararlandırılmamaktadır. Devlet kurumlarının azınlıklara kimleri dahil ettiği uygulamadan uygulamaya farklılık göstermektedir.**

Buna ek olarak, iddia edildiği üzere Süryani liderler alt komisyonlarda haklarından feragat etmiş olsalar dahi, bu feragatın hukuken geçersiz olduğu belirtilmektedir. Zira azınlık hakları, kolektif olarak ugulandığı halde gruba değil bireye verilmiş bireysel haklardır. Dolayısıyla, bir bireyin hakkından, o bireyin mensubu olduğu grubun lideri/temsilcisinin feragat etmesinin hukuken bir karşılığı bulunmamaktadır.

(vE)

*: Azınlıklar üzerine nadir bir çalışma', Baskın Oran: 'Azınlıklar Birinci Dünya Savaşı'nın sonundan başlanarak meşhur bir üçlüyle tanımlanmıştır: “Irksal, dilsel, dinsel azınlıklar”. İkinci Dünya Savaşı'ndan itibaren bu tanımlama hafifçe değişmiştir, o kadar: “Etnik, dilsel, dinsel azınlıklar”. Fakat Türkiye, Milli Mücadele’den muzaffer çıkmanın getirdiği avantajla, Lozan’da yalnızca “gayrimüslimler”i azınlık kabul ettirmeyi başarmış ve örneğin Kürtler ve Alevilere bu statüyü tanımaktan ve bu konudaki uluslararası yükümlülükten kurtulmuştur.'

**: (Suryaniler.com)