‘İhtiyaçları hak gören bir model’

KCK operasyonları sırasında tutuklanan çevirmen, akademisyen, Barış Meclisi ve BDP Kadın Meclisi üyesi Ayşe Berktay, 27 aylık tutukluluğun ardından tahliye edildiği gün, kendisini HDP Şişli Eşbaşkan adayı olarak bir kez daha aktif siyasetin içinde buldu. Berktay’la Kürt siyasi hareketinin mücadelesinden Ermeni sorununa, cezaevi sürecinden HDP’nin yerel seçim çalışmalarına kadar pek çok konuda söyleştik.

 

KARİN KARAKAŞLI
karinkarakasli@agos.com.tr

KCK operasyonları sırasında tutuklanan çevirmen, akademisyen, Barış Meclisi ve BDP Kadın Meclisi üyesi Ayşe Berktay, 27 aylık tutukluluğun ardından tahliye edildiği gün, kendisini HDP Şişli Eşbaşkan adayı olarak bir kez daha aktif siyasetin içinde buldu. Berktay’la Kürt siyasi hareketinin mücadelesinden Ermeni sorununa, cezaevi sürecinden HDP’nin yerel seçim çalışmalarına kadar  pek çok konuda söyleştik.

Aktif siyasete DTP'nin kapatıldığı 2010 yılı başında giren Berktay’a göre, ana akım başta olmak üzere toplumun algısının dönüşmeye başladığı nokta, 2009'daki yerel seçimlerinde DTP'nin büyük başarısı ve ardından barış için gelen ekibin Habur'daki karşılanışı. Toplumun hayli mesafe kat ettiğini düşünen Berktay, “Bir ara siyasi düzlemde barış talep etmek bile suç sayılırken,  devletler barış yapar, terör örgütü yok edilmesi gereken bir meseledir denilirken, artık barışın eşit bir şekilde bir arada yaşama anlamına geldiği daha iyi kavrandı” diyor.

Ancak Ayşe Berktay, yasaların her an siyaset yapılan alanı kıskaca alma potansiyeli konusunda da temkinli. Tutuklandığı zamana geri dönüyoruz: “Bunun bir intikam ve dört başı mamur bir bitirme çabası olduğunun farkına varınca insan öfkeleniyor ve o gün 24 saat bir mücadeleye girişiyor.  Orada şunu gözlemledim. Her Kürt ailesinin hayatında cezaevi neredeyse sıradan bir yer olmuş. Kayıplar, ya ölü ya tutuklu. Benim çarem, oradaki yaşama dört dörtlük katılmak oldu. İç eksenimi de cezaevinde kazandım.”

Katılımcı Şişli modeli

HDP'nin yerel meclis örgütlenmesini katılımcı demokrasi açısından çok önemseyen Berktay, seçim çalışmalarını şöyle anlatıyor: “Süre çok kısıtlıydı ama ev ev dolaşmaya çalıştık, sokaklarda bildiri dağıtarak, pazarlarda sohbet ederek çalıştık. Seçim bildirgelerimizi Gezi forumlarına giderek hazırladık.”

Şişli'nin çok kimlikli ve çok kültürlü olduğunu ama her kesimin kapalı yaşadığını belirten Ayşe Berktay, “İnsanlar karşılıklı etkileşim istiyor. Şişli'de değişim için büyük talep var, bunu da hep birlikte yapacağız dediğimiz zaman meclis dinamiği çok etkili oluyor. Katılımcı bir çalışma ortamı barış inşasının gücüdür” diyor. Ardından da hayalini paylaşıyor:“Şöyle bir şey düşün, bu sokaklardan kimler geldi geçti diye bir fasıl açsan... Sonra başlarına neler geldi aktarabileceğin bir hafıza merkezi oluştursan. Hâlâ hayatta olan yaşlılar, göçle gelen gençlere anılarını anlatabilse, gençler de kendi doğum yerlerindeki durumu paylaşsa... Şişli'de Suriyeliler var merdiven  altı atölyelerde çalışıyorlar, bu Şişli onları da kucaklasa... LGBTİ’ler dışlanmasa, Feriköy tarafındaki yaşlı nüfus kendi ihtiyaçlarına göre hayata dahil edilse. Her mahallede 7 gün 24 saat açık kreşler olsa. Kısacası Sırrı Süreyya'nın da dediği gibi ‘her ihtiyaç bir hak olsa’ çok şeyler başarabiliriz.”

Peki, ya Ayşe Berktay'ın kendi ihtiyaçları ve hakları? Gülümsüyor. “Her gün televizyondan salona abuk sabuk laflar bağıran insanların girmediği bir ortamda yaşamayı, bu ayrıştırıcı, ezici dillle karşılaşmamayı bir ihtiyaç ve hak olarak görüyorum.”

Son olarak ifade ettiği dilek, aslında mücadelenin başına yönelten ve döngüyü tamamlayan bir talep: “Cezaevindeki arkadaşlarımı geri istiyorum. Onların salıverilmesi benim için bir ihtiyaç ve haktır. Bütün bu saçma sapan davalara karşı da toplumun bir sesini yükseltmesini istiyorum.”

‘Kürt ve Ermeni halkları sorunları çok rahat aşılabilir’

Eşitlik ve adalet taleplerinin öncelikli olduğu sosyalist bir aile içinde büyüdüm ama Ermeni Soykırımı’ndan hiç bahsedilmezdi. Devrimci olup Dr. Hikmet Kıvılcımlı görüşünden ilerlediğim dönemde de, “Fazla Ermeni kalmadığı için artık bu konunu bir problem olmadığı” görüşünün savunulduğunu fark ettim.

Beni Soykırım’la yüzleştiren varlığı, konuşma ve yazılarıyla Hrant Dink'tir. Eğer bu ülkede bir halk soykırıma uğramışsa, teslim edilmesi ve yüzleşilmesi gereken bir mesele olduğu açıktır. Bunu sorun olarak önüne koymamamak, yenilerini davet etmek anlamına gelir.

Bu noktada Kürt hareketinden doğru herhangi bir eşitlik dışı pazarlıkçı yaklaşımın olamayacağına kendimde böyle bir yaklaşım olmayacağına ne kadar inanıyorsam o kadar inanıyorum. Fakat bu şunu engellemiyor: Abdullah Öcalan'ın Newroz mektubundaki sözleri ve ardından gelen süreci duyduğumda eyvah dedim. Kürt hareketinin kendi içinde kurduğu bir dil var, yeni terimler de üretiyor, bununla kendi aralarında doğru iletişim kuruyorlar. Ancak o dille diğer kesimlerle iletişime geçerken, sorunlar ortaya çıkabiliyor ve bu noktada dost olan insanların tepki ve rahatsılıklarını anlayan bir yerden ilişki kurulması gerektiğini düşünüyorum. Yüzyüze konuşuyor olmamak sorun yaratıyor. Karşılıklı konuşma imkânı olduğunda bunların çok rahat aşılabileceğini düşünüyorum.

Kategoriler

Güncel Gündem