Ruh sağlığı hizmetinin temeli: tecrit ve kötü muamele

Ruh Sağlığı Alanında İnsan Hakları Raporu’na göre, Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerde ruh sağlığı hizmetlerinin temelini “kapatma” anlayışı oluşturuyor. Denetimin olmadığı ortamlarda şiddet yaygın. Devlete ait yurt ve bakım evlerinden getirilen çocuk ve kadın hastaların çoğu ise cinsel taciz mağduru.

ELİF ATALAY
elifatalayposta@gmail.com

Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi (RUSİHAK), Türkiye’de ruh sağlığı alanındaki sivil izleme çalışmalarını kamuoyu ile paylaştı. İlk defa 2008 yılında gerçekleşen izleme raporunun 2011-2013 yıllarına ait ikinci kısmı, Türkiye’nin Sağlık Bakanlığı’na bağlı en büyük psikiyatri hastanelerinin bulunduğu İstanbul, Manisa, Elazığ, Adana, Samsun ve Ankara’yı kapsıyor. Zihin ve ruh sağlığı alanında hak temelli bir yaklaşımı yerleştirebilmek amacı ile çalışmalarını yürüten RUSİHAK raporuna göre “depo”  olarak tanımlanan, izlemenin yapıldığı kapalı kurumlarda ağır hak ihlalleri yaşanıyor.

Hastalar ‘potansiyel suçlu’

 İzleme çalışmalarını yürüten girişimin Genel Koordinatörü Şehnaz Layıkel’in belirttiğine göre, ruh ve sinir hastalıkları hastanelerinde sadece ilaç ve şok tedavisi uygulanırken, psikiyatristlerin çoğu hastaların biyolojik sorunları olduğunu düşünüyor. Raporda yer alan bilgilere göre de, ziyaret edilen tüm hastanelerde tedavi gören bireyler sağlıksız koşullarda tutulurken, sabah 6’da kaldırılıp bütün gün kapalı ortamda, çoğu kez de koridorlarda hiçbir şey yapmadan, televizyon izleyerek zaman geçirmek zorunda bırakılıyor. Hastalardan beklenen ise sadece düzeni bozmadan, sessiz sakin durmaları. Layıkel’e göre bu durum ciddi bir içe kapanma ve sosyal becerilerde gerilemeye yol açıyor.

RUSİHAK Proje Koordinatörü Nalan Erkem ve Proje Koordinatör yardımcısı Aysun Yavuz Dağıstanlı’nın açıklamasına göre ise ruh ve sinir hastalıkları hastanelerinde aşırı güvenlik sorunu var. Odalar genelde gün içerisinde kilitli tutulurken, psiko-sosyal engelliler potansiyel suçlu olarak görülüyor. Kurumlarda genelde koğuş sistemi hakim ve günlük hayat, hizmet alan kişiye göre değil, personelin tercihine göre şekilleniyor. Hijyen ise çok ciddi bir sorun. Banyolar toplu kullanılırken, kişisel mahremiyet hakkı insan onurunu zedeleyici olarak ihlal ediliyor.  Kurumlar kapalı olunca her türlü ihlale açık hale geliyor.

Cinsel taciz mağdurlarının oranı yüksek

İzleme yapılan hastanelerde yatışların büyük çoğunluğunun istemsiz olduğu da bulgular arasında. Bu kapsamda dikkat çeken ise, tüm hastanelerde, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı yurtlar, bakım ve rehabilitasyon merkezlerinden getirilen ve yine istemsiz yatışı yapılan kız çocukları ve genç kadınların önemli bir kısmının taciz ve tecavüz mağduru olduğu. Ayrıca aileleri tarafından getirilerek, istem dışı yatışı yapılan kadınların önemli bir kısmının da ensest, taciz ve tecavüz mağduru olduğu, ancak bu durumun adli kayıtlara neden olmaması için hasta dosyalarına işlenmediği de kaydediliyor.. Rapordan alınan sonuçlara göre bu vakalarda mağdurlar maruz kaldıkları taciz ve tecavüz olayına özgü ruhsal destek alamıyorlar.

“Onbaşı” şiddeti

Hastanelerde görüşülen psikiyatri kullanıcılarının hizmetli personele “onbaşı” olarak hitap ettiği raporda aktarılan bir başka ayrıntı. Bu hitap şeklinin hizmet alanla hizmet veren arasındaki ilişkinin hiyerarşik ve baskıcı niteliği yansıttığı belirtilirken, bu personel grubunun şiddet uyguladığının da altı çiziliyor. Özellikle denetimin olmadığı ortamlarda, geceleri ve hafta sonları hastaların hizmetliler tarafından aşırı baskıya maruz bırakıldıkları ve psikiyatri hastanelerinde yaşanan kötü muamelenin önemli bir kısmının sorumlusunun genellikle hizmetli personel olduğuna dair tespitler de raporda yer alıyor.

Bürokrasiden hastaya zaman kalmıyor

İzleme sonuçlarına göre, sosyal çalışmacı ve psikolog sayıları ile yatak sayıları karşılaştırıldığında, bu meslek gruplarının kendi mesleklerini gereği gibi yapma koşulları bulunmadığı çok açık. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde bir psikoloğa düşen kişi sayısı (yalnızca yatarak tedavi olanlar) 43, Manisa’da ise 49. Ayrıca polikliniklerde hizmet veren psikologların yoğun evrak işleri nedeni ile tedaviye yönelik görev yapma fırsatları bulunmuyor.

Adli servisler ikinci bir hapishane

Projede RUSİHAK ile birlikte çalışan Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Yönetim Kurulu Üyesi Zafer Kıraç’ın verdiği bilgiye göre, izleme yapılan kurumlarda insan haklarına en aykırı yerler adli servisler. Bu bölümlerde Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı arasında tam bir yetki karmaşası var. Hastaya, oradaki yaşama müdahale etme hakkının tanınmaması büyük sorun. Açık hava ve havalandırmanın olmaması ikinci bir hapishane ortamı yaratıyor. Kıraç’ın ifadesi göre, personeli de hapseden, hasta eden bir zihniyet var. Her şey güvenlik odaklı, hastaların kendilerini birey olarak hissetmelerini sağlayacak malzeme kullanmalarına dahi izin verilmiyor.

Kökten dönüşüm gerekli

RUSİHAK raporunda, bu yaşanılan ağır hak ihlallerinin çözümü için, özellikle Türkiye’nin de imzası olan Birleşmiş Milletler Engellilerin Hakları Sözleşmesi ve uluslararası insan hakları standartları, ilke ve normları göz önüne alınarak acilen ruh sağlığı sisteminde kökten bir dönüşüme gidilmesi gerektiği vurgulanıyor. Kişilerin ihtiyaçlarını merkeze alan, iradelerine ve kişilik onurlarına saygı gösteren, toplum içerisinde yaşam için gerekli destekleri sağlayan yeni bir sisteme geçilmesi gerekliliği raporda sunulan çözümler arasında.

Kategoriler

Güncel İnsan Hakları