Haç tek çözümdür

Ermeni Kilisesi tarafından 13 Eylül Pazar günü, beş büyük yortudan birisi olarak kabul edilen ‘Khaçveradz’ Yortusu idrak edildi. Bugünse, tüm Hıristiyan kiliselerin kutladığı bu yortudan farklı olarak, sadece Ermeni Kilisesi takviminde yer alan ‘Varaka Surp Haç’ Bayramı kutlanacak. Episkopos Sahak Maşalyan, bu iki önemli günün ve ‘Kutsal Haç’ın Hıristiyanlar için ne anlam ifade ettiğini, Agos okurları için kaleme aldı.

Haç, hiç şüphesiz, Hıristiyanlığın en büyük sembolüdür. Orada kurtarıcımız, günahkâr insanlık için yaşamını bir kurban olarak sundu ve haçın üstünde döktüğü kanla insanlığın Tanrı’yla barışmasını gerçekleşti. “Çünkü Tanrı dünyayı o kadar sevdi ki, biricik oğlunu verdi. Öyle ki, ona iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun” (Yu 3:16). İşte biz Hıristiyanlar için böylesine değerli bir sembol olan Kutsal Haç, Tanrı’nın bu gizem dolu sevgisinin somutlaştığı, tarihsel bir gerçekliği ifade eder. 

Haç tek kurtuluş yolu

Haç, Hıristiyanlar için tarihi bir simge olmaktan öte daha derin, soyut ve metafizik anlamlar da içerir. Haça gerilmiş İsa, nefsin yenilmesini dile getirir. Haç, insanın Tanrı’nın iradesini kendi zevk ve çıkarlarının üstünde tutarak, benmerkezcilikten Tanrı-merkezci bir anlayışa geçmesini simgeler. Kurtarıcımız kendi haçını üstlenmeyi kabul ettiği an, bencilliğin panzehirini de tüm insanlığa sundu. “Ey Baba, benim değil, senin istemin olsun” diyebilen her insan, evrenin biricik amacının kendisi olduğu savından vazgeçmiş ve ‘ben’ putunu kırarak, yaşamını yaratıcısının ellerine teslim etmiştir. İnsanlığın tek kurtuluşu bu tavırdır ve bu anlamda ‘haç’ tek kurtuluş yoludur. Sahte ‘ben’in haçlanmasıyla insan gerçek ‘ben’ine kavuşur ve dolu dolu bir yaşam üretkenliğinin de sırrına ermiş olur. Çünkü kendini Tanrı’da ve başkalarında yitiren kişi ancak kendini yeniden bulabilir. Tohum ,gerçek potansiyeline ancak toprağa düştüğünde ulaşabilir ve tohum olmaktan vazgeçerek ağaç olabilir.

Hıristiyan olmak haç taşımaktır

Bu gizem büyüktür ama onu sindirmeden hiç kimse İsa’nın haçını anladığını iddia etmesin. Sadece bu özveri gizemini anlayanlar kendi haçlarını sevinçle taşıyabilirler – gözlerini İsa’nın muhteşem ölümüne kilitlemiş olarak. “Haçını alıp ardımca gelmeyen bana layık değildir” (Matta 10:38). Bu, biz Hıristiyanlar için boynunda altın bir haç taşımaktan daha fazla bir anlam içermelidir. Biz bu sözü Havari Pavlus gibi anlamak zorundayız: “Mesih İsa’nın olanlar, ihtiras ve arzularıyla beraber bedeni haça gerdiler... Mesih ile beraber haça gerildim; artık ben yaşamıyorum, ama Mesih bende yaşıyor” (Gal. 2:20, 5:24). Yeryüzünün en büyük sorunu ‘bencillik’ sorunudur. İnsanoğlunun karşılaştığı ve yarattığı her sorunun altından bencilliğin çirkin yüzü belirir. Oysa her türlü soylu başarının altında bir özverinin yattığını gayet iyi biliyoruz. Tanrı inancı böyle bir özveriyi teşvik etmeli ve içimizde bencilliğin yerine sevgiyi, fedakârlığı, paylaşımı ve dayanışmayı koyduracak bir ruhsal disiplini oluşturabilmelidir.

Kutsal Haç’ın Yüceltilmesi Yortusu

Kilisemizin beş büyük yortusundan biri olan Khaçverats’ta (Haçın Yüceltilmesi Bayramı), 628 yılında gerçekleşen, tarihi bir olayı kutluyoruz. Yeruşalim’de Golgota’da sergilenen İsa’nın üstüne gerildiği gerçek haçın, 614 yılında kenti yağmalayan İran ordusu tarafından İrana kaçırılmasıyla başlayan savaş, Hıristiyan ordularının İranlıları bozguna uğratıp haçı tekrar Hıristiyan dünyasına kazandırmasıyla taçlanmıştır. Kurtarılan haçın büyük bir saltanatla ve görkemle Hıristiyan ülkelerde dolaştırması toplum bilincinde yer etmiş ve büyük bir bayramla anıtlaştırılmıştır. Kutsal Haç çiçeklerle (özellikle reyhanlarla) süslenmiş ve ihtişamlı geçit törenleriyle halkın coşkun sevgi gösterileri eşliğinde ‘yüceltilerek’ kentten kente dolaştırılmıştır. Bu olayın anısı kilisemiz tarafından reyhanlı ‘Antastan’ töreniyle her yıl yeniden yaşatılır. Bu bayram, inancımızın sembolü olan haç üstünde bir kez daha yoğunlaşıp onun bizler için ne gibi anlamlar ifade ettiğinin irdelenmesi için güzel bir fırsattır.

Haç evrensel bir semboldür

Haçın Yüceltilmesi Bayramı Hıristiyan ordularının geçmişteki bir zaferini kutlamayla sınırlandırılırsa çok kısır bir anlam ifade eder. Hatta böyle bir yaklaşım, haçın gerçek anlamıyla taban tabana zıt bir gururun yüceltilmesi demektir. Kutladığımız, Hıristiyan şovenizmi değildir. Bir Haçlı zaferini de kutluyor değiliz. Bir an kaybettiğimiz bir değerin yeniden bulunması ve onun bizim için ne büyük bir anlam ifade ettiğinin tekrar keşfedilmesi – işte, kutladığımız budur. Haç her nesil tarafından yeniden bulunmalı, yükseltilmeli ve yüceltilmelidir. Çünkü bu pek çok bireysel ve toplumsal sorunun çözümünü sağlayacak en etkili, belki de tek yoldur. Ama önce haçı iyi anlamak ve onu partizanlık ifade eden anlamlarından arındırmak gerekmektedir. Haç, Hıristiyanların bir sembolü olsa da, taşıdığı anlam evrenseldir ve bu açıdan her türlü özverinin en gizemli sembolüdür.

Varaka Surp Haç Bayramı

Varaka Haç, Mesih’in üstünde çarmıha gerildiği haçla ilgili, Ermeni tarihine özgü bir bayramdır. Birinci yüzyılda Yeruşalim’i ziyaret eden inançlı imparatoriçe Patronike, o zamanlar Kilise’nin önderi olan Hagopos Arakyal’dan, hatıra olarak, Mesih’in çarmıhından bir parça ister. Bu değerli kutsal armağanı bir hazine gibi saklar ve korunup saklanması için, kendi soyundan gelen imanlı kadınlara miras bırakır. Patronike’nin soyundan gelen Romalı bir asilzade olan Azize Hıripsime, Hıristiyanlara zulüm başladığında, başka imanlı kadınlarla birlikte Roma’dan Mısır’a kaçar ve yanında bu çarmıh parçasını da götürür. Mısır’da da kimlikleri ortaya çıkınca, Suriye üzerinden Ermenistan’a gidip, Van yöresindeki Varak Dağı’nın eteklerine yerleşirler. Oradan da ayrılmak zorunda kaldıklarında, Hıripsime, boynunda taşıdığı çarmıh parçasını oradaki bir keşişe emanet eder. Söz konusu keşişin, ölmeden önce, bu kutsal emaneti dağın bir yerine gömmüş olduğu bilinmekteydi. Ermeniler Hıristiyan olduktan sonra bu dağ pek çok keşiş için bir cazibe merkezi oldu. Hepsi bu kıymetli hazineyi bulmak istiyordu. Üç yüz yıl arayış, dua ve çileden sonra, nihayet Tanrı, Totik ve Hovel isimli iki aziz keşişe, çarmıh parçasının yerini mucizevi bir şekilde göstermiştir. Bir geçe, gökte, ışıktan bir haç belirir. Ona doğru yönelen iki keşiş nurlu bir noktada gümüş kutuyu ve haç parçasını bulurlar. Başkaları tarafından da görülen bu ışık bir mucizenin olduğunun kanıtıdır. Dönemin katolikosu Nerses Dayetsin, bu olayı bayrama çevirmiş ve haçın bulunduğu yerde, bugün harabe halinde olan Varaka Manastırı’nın içine Surp Nışan Kilisesi’ni yaptırmıştır.

Kategoriler

Toplum Kilise



Yazar Hakkında