‘400 kararın hangisi uygulandı?’

İstanbul’da polisin DHKP-C’ye yönelik operasyonları sırasında Küçükarmutlu'da polis kurşunuyla sırtından vurulan 25 yaşındaki Dilek Doğan hayatını kaybetti. Doğan, 18 Ekim Pazar günü şafak operasyonu sırasında vurulup kaldırılmış ve ameliyata alınmıştı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Bürosu tarafından başlatılan soruşturma kapsamında operasyona katılan bazı polis memurlarının ifadelerinin alındı, ancak 23 Ekim günü soruşturmaya kısıtlama kararı getirildi. Kamu görevlilerinin ihmalleri sonucunda yaşanan yaşam hakkı ihlallerinin cezasız kalması Türkiye’de sık karşılaşılan bir mağduriyet. Uzun süredir cezasızlık konusuyla ilgili çalışan insan hakları hukuku uzmanı Kerem Altıparmak’la konuştuk.

Dilek Doğan’ın polis operasyonu sırasında vurularak öldürülmesi, Türkiye’de kamu görevlilerinin ihmalleri sonucunda yaşanan yaşam hakkı ihlallerinin ilki değil. Cezasızlığın boyutlarından bahsedebilir misiniz? 

Türkiye ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından alınmış 400’e yakın karar var. Askeri operasyonlar, polis operasyonları, gözaltında yaşanan ölüm ve kayıplar hakkında, hepsi cezasızlıkla ilgili kararların toplamda ilgilendirdiği insan sayısı 400’den çok daha fazla, binlerce kişi. Bu dosyalara ilişkin Bakanlar Komitesi’ndeki incelemelerse hâlâ devam ediyor. Bırakın durumun sonradan düzelmesini, daha bu davaları hiçbirinde kolluk görevlileri AİHM karar verdikten sonra dahi etkili bir şekilde soruşturulup cezalandırılmadı. Bu da şunu gösteriyor: Zaten bilinen ve kararların ısrarla aynı yönde alınmasına neden olay şey, Türkiye’de cezasızlığın sistemik bir sorun olması. Yapısal olarak mevcut soruşturma yöntemleri sorunları ortaya çıkarmayı imkânsız kılıyor. Suçu işleyenle onu soruşturan arasında ya hiyerarşik ya da paralel bir bağlantı bulunuyor. Bu kişilerden biri sorumlu tutulduğunda hepsi sorumlu tutulacağı için asla çözülmüyor. En ağır ve kanıtlanmış insan hakkı ihlalleri bile bu nedenle çözülmüyor. Bu yapısal bir sorun. Biz her olayın arkasından gidiyoruz deniyor ya, işte gidiyorlarsa 400 tane alınmış karar var, hangisi uygulandı diye sormak lazım.

AİHM’de cezasızlık kararları ne kadar eskiye dayanıyor?

80 öncesine giden bile var. ‘Batı ve diğerleri’ grubu var. AİHM Bakanlar Komitesi’nin önündeki uygulanmayı bekleyen en önemli grup davalardan biridir bu. Grubun içinde 80 öncesine gidenler var. Yakın zamanda, 2014 ve 2015’te cezasızlıkla ilgili alınmış olan kararlar da var. AİHM’de bir olayın karara çıkması için olayın en azından 2000’lerin ilk yarısında gerçekleşmiş olması gerekiyor ki iç hukuk yolları tüketilmiş olacak. Ama bu kararlar sonucunda Türkiye’de yapısal olarak bir değişiklik olmadı bu bir, ikincisi, bu verilen kararlar ya zaman aşımına uğratıldı, ya da etkisiz soruşturma oldu, mesela AİHM’den döndükten sonra soruşturma yeniden açılıyor ve sonrasında hiçbir adım atılmıyor. En çok bilinenlerden bir tanesi Tahir Elçi’nin avukatı olduğu Uludere Davası’dır. 34 kişinin devletin uçaklarıyla yapılan hava bombardımanıyla öldüğünü AİHM tespit etti ama bu dava zaman aşımına uğratıldı ki, AİHM karar verdiğinde daha dava zaman aşımına uğramamıştı.

Cezasızlıkla ilgili çıkan kararların Türkiye iç hukukuna bir etkisi olmuyor mu?

Yasalarda açık hüküm var. Bunların etkin bir şekilde soruşturulmasına ilişkin zorunluluk var. Ama yapmadılar mı ne yapacaksın. AİHM kararlarının karşılığı var tabii ki, tazminat ödeniyor ve bu kararların gereğinin yapılması bekleniyor. Ama yapılmadığı zaman elimizden bir şey gelmiyor. Yasalar değişiyor, 2013’te yeni düzenleme geldi: AİHM’nin kararından sonra veya başvurucu talep ederse soruşturmanın yeniden açılması gerekiyor. AİHM’de davayı kazandıktan sonra bu başvuruyu yapanlar oldu çünkü yasal olarak böyle bir hak var. Ama sonra yıllarca bekliyor bu davalar. Konu Tahir Elçi olunca 10 günde iddianame yazıyorlar, ama bu bahsettiğim dosyalarda bir türlü iddianame yazmıyorlar. Bir süre sonra diyorlar ki zaman aşımına uğramış. Ya da mesela, Askeri Mahkeme, ben yetkili değilim deyip başka bir yere yolluyor, o ona, bu buna yolluyor, derken bir bakmışsınız dosya zaman aşımına uğramış.

Dilek Doğan cinayeti soruşturmasında alınan kısıtlama kararına ne diyorsunuz?

Kısıtlama kararı, ‘hakikati bilme hakkı’ ile çakışan bir şey olamaz. Bir kararın bu dengeyi kurması lazım. Verilen kısıtlama kararı soruşturmanın etkinliğini sağlamak içindir. Ama bu hakikati bilme hakkını ortadan kaldıracak bir şey değil. Ülkedeki siyasi davaların tamamında bu denge gözetilmeksizin bu kararlar alınıyor.    

Kategoriler

Güncel İnsan Hakları



Yazar Hakkında