Suriyeli bir kitapçının Balat’tan umut saçan hikâyesi

Kariye Müzesi’nden köşeyi dönünce ahşap bir bina yükseliyor; burası, şehrin filizlenen Suriye nüfusu için bir kültür merkezi gibi. Edirnekapı’nın arka sokaklarına dikkatlice sokulmuş olan Pages, İstanbul’daki iki Arapça kitapevinden biri. Bu ay birinci yıldönümünü kutluyor.

Eşi Gulnar Hajo ile birlikte Pages Kitabevi ve Kafe’yi kuran Samer al-Kadri, “Buraya beş günlüğüne gelmiştim ve burayı çok sevdim. Bunun üzerine taşınıp burada yaşamaya karar verdim,” diyor. Hamalı olan Samer, 10 bin ila 40 bin arasında insanın öldüğü devlet güdümlü katliamın ardından, 1982’de Şam’a taşınmış. Otuz yıl sonra ailesiyle birlikte bu sefer de Şam’dan kaçmak zorunda kalmış.

2012 yılında Samer ve eşi Gulnar, çocuklarını Samer’in annesi ve kız kardeşine emanet ederek Abu Dhabi’deki bir kitap fuarına gitmişler. Orada oldukları sırada ofislerinden bir telefon gelmiş. Esad rejiminin güvenlik güçleri Samer’i bulmak için ofisine gelmiş, oradaki iki çalışanı gözaltına alıp 24 saat sonra serbest bırakmış. Şam’a geri dönmemesi için iş arkadaşları Samer’i uyarınca, o da eşi Gulnar’la birlikte Ürdün’e kaçmış ve bir akrabaları çocuklarını onlara teslim etmek üzere Umman’a getirmiş.

“Ülkemi terk etmek zorunda bırakıldım. Tamam, sorun değil. Başka bir ülke, yaşamayı seveceğim bir yer bulalım,” diyen Samer pragmatik düşünen biri ama durumundan bahsederken kara mizaha başvuran bir üslubu var. “Ürdün sıkıcı bir yer, hiçbir şey yok. İstanbul daha güzel ve Şam’a da epey benziyor.” Bu şehre yerleşme kararlarını böylece vermişler.

Samer, “İnternetten çocuklarımı bir Suriyeli okuluna kaydettirdim. Okulun nerede olduğunu, bölgeyi bilmiyordum. Hiçbir şey bilmiyordum,” diyor. Aile, okula yakın olmak için Balat’a yerleşmiş. “Bu bölgeden nefret filan etmiyorum. Dindar bir yer ve ben dindar değilim. Ama yine de burayı Taksim’den daha çok seviyorum.” Fatih’in ailelere daha uygun olduğunu söyleyen Samer ve eşinin tek öncelikleri çocukları.

‘Pages’ diye bir vaha

Pages’da çocuklar için düzenli olarak el sanatları ve okuma atölyeleri yapılıyor. Bu atölyeleri, 2013’te Türkiye’ye taşınmadan önce, Suriye’de ve tüm Arap dünyasında çocuklar için atölyeler düzenleyen Gulnar yönetiyor. Gulnar illüstratör ve çocuk kitapları yazarı. “Yaratıcı şeylerle ilgileniyoruz. Eğitim bizim işimiz değil,” diyen Gulnar, bu mekânda çocukları eğitmek yerine onların henüz olgunlaşmamış yaratıcı potansiyelini ortaya çıkarmaya çalışıyor.

Pages her kesimden insanla dolup taşıyor. Bazı atölyeler Esenyurt’tan Suriyeli çocukları, Türkiye’de çalışan Avrupalıların çocuklarını ve Türkiyeli çocukları ağırlamış. “Bu mahallede herkes bize kucak açtı,” diyen Samer, sadece Arapça konuşan müşterilere hizmet vermediklerini, her kesimden ve kültürden insan için ortak bir buluşma yeri olduklarını vurguluyor.

Eski bir meskende bulunan dükkân, yedi aylık bir çalışmayla özenle dekore edilmiş; İstanbul’un keşmekeşinde bir vaha gibi. Tuğla duvarlara Arapça, Türkçe ve İngilizce kitaplar dizilmiş. Tek tük Almanca kitaplar da var ama Samer müşterilerinin çoğunun genç Araplar olduğunu söylüyor. Tüm dillerde çocuk kitapları bodrum kattayken, yetişkinler için kitaplar giriş katına yerleştirilmiş. Kafe ve bahçe de bir basamak yukarıda. Çocuk atölyeleri, en üst katta yapılıyor.

Pages’ın bir vaha gibi olmasının tek sebebi klima ve içecekler değil; davetkar havası, her zaman gülümseyen sahipleri ve hoparlörlerden devamlı yükselen klasik Arap ezgileri de bu duyguyu perçinliyor. Ziyaretçiler istedikleri kadar vakit geçirip kitapları ücretsiz okuyabiliyor ve dükkân ayrıca kütüphane olarak da hizmet veriyor. Müzik de sadece YouTube’dan sağlanmıyor, her cumartesi canlı müzik gecesi var.

Samer, “Ben bir şeyler yazmam, çizerim,” diyor. “İki cümleyi bile bir araya getirip yazamam ama çok iyi okurum.” Bu dediklerini düşününce Samer bir yayınevi ve kitapçı işletecek biri gibi durmuyor ama işlerinde epey başarılı olmuş. Çiftin yayınevi Bright Fingers’ın, çocuk edebiyatı alanında Arap dünyasında ilk beşte olduğunu söylüyor Samer. Pages’ın ikinci yılında yetişkinler için de bir yayınevi kurmayı planlıyor.

Yeni bir nesil ihtiyacı

“Yeni şeyler yazan yeni nesle, yeni fikirlere odaklanacağız,” diye açıklıyor. Bu yeni yazarların kusurlu veya tecrübesiz olmasının bir önemi yok diyen Samer, “Yeni bir nesle ihtiyacımız var, ne yapmamız gerektiğini söyleyip duran eski nesil yeterli değil,” diye belirtiyor. Bir grup yazar kitaplarını Samer’in yeni yayınevinde basmaya hazır; ancak o daha fazlasını da bekliyor. Gelecek yıl yazarlar, ressamlar ve yönetmenler için bir yarışma düzenleyip bu çalışmaları kutlamak üzere bir festival yapmak istiyor. “Suriyelilerin gözlerinde mutluluk görmek istiyorum,” diyen Samer için böyle projeler bunu görmenin bir yolu.

Samer, “Burası bana bir anlığına da olsa mutluluk veriyor,” diyor. Gerçek mutluluk sürgünde yaşayan pek çok Suriyeli için kolay bulunur bir şey değil. Samer de her zaman gülümsese de bu tebessümlerin çoğunun göstermelik olduğunu söylüyor. “Bir gün umarım yine içimizden gelerek güleceğiz,” diyor. Bir gün yeniden mutlu olup olmayacağından emin olamasa da umut dolu, hatta belki de ‘çok fazla’ umut dolu. Gulnar’la birlikte kendilerine İstanbul’da bir yuva kurmuş olsalar da bir gün Suriye’ye geri dönmeyi umuyorlar.

Devrim denen şey

Samer, “Burası bir devrim gibi,” diyor, çünkü kapısı herkese açık. Ona göre devrim devam ediyor ve 5, 10 veya 50 yıl mı alır bilinmez ama devam etmesi gerektiği kadar da devam edecek. Devrimi anlatıyor ve ekonomik ve toplumsal bölünmeyi körükleyip insanların haysiyetini elinden alan Esad rejiminde, barışçıl sokak gösterilerinin neden ortaya çıktığını açıklıyor.

Düşüncelere dalarak, “Devrim güzel bir şey değil. Her zaman kanlı, hem de çok kanlı oluyor ve demokrasi filan da getirmiyor,” diyor Samer. “Devrim… altüst olur. Ve ilk başta bütün pisliklerini de yanında getirir. Uzunca bir zaman sonra da durumu düzeltmek gerekir.” Ne devrim ne de Suriye için özlem dolu. Daha ziyade ikisine de saygı duyuyor.

“Hiçbir şeyi özlemiyorum, gerçekten. 25 yıl ailemle Şam’da bir evde yaşadım. Ama o mahalleyi özlemiyorum,” diyor. Daha çok şöyle hissediyor: “Suriye benim için bir misyon gibi. Hepimiz onu yalnız bıraktıysak, gelecek çok karanlık demektir. Bir şeyler yapmak için geri dönmeliyiz. Bunu belki yapabilirim belki yapamam. Orada yaşayabilirim de yaşayamayabilirim de.  Ama şu an geri dönmek istiyorum. Döndükten sonra ne olur, bilemem.”



Yazar Hakkında