Mayr Araksi aperov*

Ben şanslı bir insanım, Raffi’yi tanımadan neredeyse yarım yüzyıl önce babasını, Dr. Hermon Araks’ı tanıdım.

Raffi’yi kaybettik, Raffi Hermon Araks’ı. Ele avuca sığmaz bir gazeteci ve yazardı. Tanıdım, sevdim. Aklı binbir yöne sıçrayan, araştıran, farklı bakış ve görüş arayan, bir afacan kişiydi. Kendi yaşıma baktığımda, genç öldü…

Ben şanslı bir insanım, Raffi’yi tanımadan neredeyse yarım yüzyıl önce babasını, Dr. Hermon Araks’ı tanıdım.

Yıl 1957. Kayseri. Develi’de ortaokul 1’i okumuşum, ama bir sonraki ders yılında Tıbrevank’a geleceğim. Develi Ermenicesine aşinayım, anlıyor, konuşuyorum, lakin Ermenice  okuyup yazamıyorum.

Dr. Hermon Araks, Kayseri’ye yolu mu düşmüş, yedek subaylıktan zorunlu mu gelmiş, hatırlamıyorum; ama Kayseri’de ve icra-i tıp eyliyor. Hem de nasıl. Hem çok iyi bir doktor, kapısında hastalar sıra sıra, hem vizitesi daha ucuz, hem de yoksullara parasız.

Böyle bir tabloya -o zaman bile- tahammül edilmez. Öteki hekimlerde öfke büyük. Hermon Araks’ın kirayla oturduğu mekanın sahibine yükleniyorlar, “Nasıl yani? Hem de bir gavura!” Mal sahibi kavi duruyor, doktor tıp yemininde ısrarlı, devam ediyor.

İşte o dönemde, şansa bakın, doktorun mekanıyla ablamın evli olduğu ev, neredeyse karşı karşıya. Kayseri Ermenilerinin 340 haneyle, ve her hanede çalınan bir müzik aletiyle, keman, ud, cümbüş, klarnet, org, say sayabildiğin kadar, canlı bir sosyal hayat içinde olduğu yıllar. Ablamın kayınvalidesi Lusin Ana, muhteşem bir kadın. Mutfağın efendisi değil, kraliçesi. Evde kete pişiyorsa kete, kilerde şarap gürüldüyorsa şarap, ne varsa sunulacak, Dr. Hermon’un hanesine gönderiliyor…

Dr. Araks’ın dersleri
Dr. Hermon Araks da, galiba Ağustos ayında 1957’nin, bana ve gene Çatlı bir akrabam ve benim gibi orta 2’den değil, orta 1’den Tıbrevank’ta başlayacak olan bir başka çocuğa Ermenice okuma yazma öğretiyor. Bir ay boyunca, her gün. Her gün ödevler veriyor, ertesi güne.

O günlerden bir gün verilen ödev bana ağır gelmiş olmalı ki, ablamın evinden çıkarken, avluda düşüp bayıldım. Tamamen numara. Millet koşup yığıldı başıma, beni hemen alıp Dr. Hermon’a götürdüler. Hermon Araks beni muayene etti, “Bir şeyi yok, miskinlik,’ dedi. Öyle hakiki bir tabipti. Bunun utancını hala taşırım.

Raffi’yi tanıdığım zaman, birkaç kez yakın görüştük. Şimdi hatırımda değil, kendisine bir-iki yardımda bulundum, tavsiye falan gibi. Dr. Hermon telefonla aradı, Raffi’ye desteğim için teşekkür etti. Ben de asıl kendisine teşekkür etmem gerektiğini söyledim, bir değil birçok şey için. Nasıl, ne güzel, ne müthiş bir aile! Hermon Araks, öğretmenler öğretmeni Rita Araks, oğulları Raffi Araks…

Baskın anılar, anılar basıyor; yaşanılanların anıları yaşadığımız zamanları,  günü yaşamayı zor kılıyor.

Hovhannes Tumanyan, ulu bir ağaç altında çocuklara, “Abrek yerehek, paytz mez bes çabrek…”  Yaşayın çocuklar, lakin bizim gibi yaşamayın, der, yaşananların acısıyla.
Ama ben, şimdi bakıyorum da, benim kuşağımın, hatta benden sonraki kuşağın hayatına, bir de bugün bir bütün insanlığa yaşatılanlara, içimden acı haykırışlarla Tumanyan’ın şiirini değiştirmek geliyor: “Yaşayın çocuklar, ah keşke bizim gibi yaşasanız…”

*Aras Ana’nın kıyılarında. Bir muhteşem şarkı, Khatchatur Pilikian’dan dinleyin.

Kategoriler

Radyo Agos


Yazar Hakkında

Nazar Büyüm

DÖNÜP BAKTIĞIMDA