“Belleğin yıkımına karşı çalışıyoruz”

Kültürel Mirası Koruma Derneği, Mardin ve Antakya’da kültürel mirasın korunmasına dönük yerel kapasiteyi geliştirmek amacıyla KORU başlıklı bir proje yürütüyor. Proje ekibinden Koruma Mimarı Dr. Mesut Dinler, Kültürel Miras ve Kapasite Geliştirme Yöneticisi Dr. Banu Pekol ve İdari Yönetici Çağla Parlak, çalışmanın detaylarını anlattı.

KORU’nun ne gibi ayakları var? Pratikte nasıl bir çalışma yürütülüyor?

Banu Pekol: Temel gayesi, kültürel mirasın korunmasında kapasitenin geliştirilmesi. Mardin ve Antakya’da, kültürel miras bilincinin yükseltilmesi ve korunması için doğru yöntemlerin benimsenmesini sağlamaya dönük bir çalışma yürütüyoruz. Çevre kentlere de uzanmaya çalışıyoruz. Projenin çeşitli ayakları var. Tarihî eserlerde çalışan ustalara eğitim veriyoruz. Yapıların neden korunduğunu, neden belirli malzemelerin kullanıldığını anlatıyoruz; ustalar bu kapsamda pratik çalışmalar da yapıyorlar. Tur rehberlerine, tarihî evlerde yaşayanlara ve dükkânı olanlara eğitim veriyor, nasıl bakım ve onarım yapabileceklerini öğretiyoruz. Öğretmenler ve gazetecilere de eğitimler veriyoruz. Çalışmanın bir diğer önemli ayağı da kamplar. Üniversite öğrencilerine dönük koruma kampları düzenliyoruz. Mimari restorasyon, taşınabilir kültür varlığını koruma ve kültürel miras varlığını yorumlama temaları üzerine üç kamp düzenledik.

Mesut Dinler: Mardin Müzesi’yle beraber yaptığımız bir restorasyon uygulaması da var. Tarihî bir konutu model proje olması için restore edeceğiz. Kurullardan onaylar alındı, şantiye çalışması başlamak üzere. Klasik bir restorasyon projesi olmayacak; bir eğitim projesi olarak kurguladık. Açık bir şantiye olacak. Ziyaretçiler bütün süreci gözlemleyebilecek. Yapı, restorasyon bittikten sonra bir koruma okulu olarak kullanılacak. Ziyaretçilerin, yalnıca Mardin’in tarihini değil, kendi evlerinde meydana gelen küflenme, tuzlanma gibi sorunları nasıl çözebileceklerini de öğrenebilecekleri bir mekân olacak. Türkiye’de çok önemsenmeyen, enerji verimliliği konusunda da çalışıyoruz. Tarihî yapılardaki enerji verimliliğinden öğrenebileceğimiz çok şey var. Bunları günümüzün imkânlarıyla bir adım öteye taşıyabileceğiz. Ayrıca, bir veri analiz programımız da var. Mardin sit alanı içindeki bölgenin dijital envanteri hazırlanacak. Öğrenciler araziye çıkıp veri toplayacak. Böylece, Mardin’deki yapıların ne durumda olduğunu anlayacağız.

Çalışma için neden neden Mardin seçildi? Yerelde ilgi nasıl?

Çağla Parlak: Mardin, Dünya Miras Listesi’ne aday. Bu, tercihimizde rol oynadı. Ayrıca Mardin, daha önce çalışma yapmadığımız bir alandı. Yerele ilk gittiğimizde önyargılarla karşılaştık ancak projeyi anlattığımızda bu önyargılar kırılmaya başladı. Sahada çalışma yapıldığında insanların ilgisi de başlıyor. Yerel kurumlarla da çalışmalar yapıyoruz ama insanlar ne yaptığımızın farkında. Haklı olarak, sürdürülebilir bir çalışma olup olmayacağı konusunda kararsızlar. Pek çok yerde olduğu gibi Mardin’de de sahipsiz kalan yapıların restore edilmesi turizm açısından bir motivasyon olarak görülse de yapıların yaşatılması gerektiğini savunan önemli bir kesim var.

B.P: Projenin amacı kapasite geliştirmek olduğu için bir koruma bilinci yaratmaya çalışıyoruz. Çalışmanın başında tarihi evlerde yaşayan 20 haneyle sorunlarına dair bir anket yaptık. O açıdan, projenin nasıl sonuçlar doğurduğunu görebiliyoruz.

Mardin açsından çok geç kalınmış olduğu söylenebilir mi?

M.D: Mardin, kaynakları çok olan bir yer değil. Binaların çoğunun acilen restorasyona, bazılarının ise yapısal müdahalelere ihtiyacı var. Bazıları bakımsızlıktan göçebilir.

Yapıların karşı karşıya olduğu en büyük tehditler neler?

M.D: Mardin açısından en temel tehditlerden biri ekonominin turizme bağlı olması. Turizm politikası, hem ulusal politikaya, hem de yerel dinamiklere göre değişkenlik gösterebiliyor. Turizm bitiğinde bölge sakinlerinin tek ekonomik kaynağı gitmiş oluyor. Ayrıca insanlar tarihî Mardin’de yaşamak istemiyor, altyapı ısınma vb. sorunlardan dolayı burayı yaşanabilir bir yer olarak görmüyor ve yeni apartmanları tercih ediyor. Bu, en büyük tehdit aslında.

B.P: Sürdürülebilir turizm ve yerel halkın işbirliği önemli. İnsanları evlerinden çıkarıp, oraları otel yapmak değil, yerel halkın mutlu olacağı, yaşam şeklini etkilemeyecek, insanları rahatsız etmeyecek bir turizm politikası geliştirmek gerekiyor.

M.D: Yerel yönetimlerde, bir tarihî yerin korunmasının, gelişimin önünde engel olduğu algısı var. Dünyanın diğer ülkelerinde de bu algı vardı, ancak bu değişti. Artık bir şehrin gelişmesinde temel kriteri, kimliğinin bozulmaması. İnsanların şehirle bağının kopmaması gerekiyor. Doğduğu, yaşadığı ev, okuduğu okul artık yoksa, insanların orayla bir bağı da kalmıyor, gitmeye başlıyorlar. Kamusal alanlar önemli. Şehir sakinlerinin giremediği bir otel yaparsanız, herkes önünden geçer gider. Restorasyonlar özel yatırım olduğunda bile kamusal alanları olabilmeli, insanlar o yapıya girebilmeli. Tarihî çevreyle ancak bu şekilde, görerek, anılar biriktirerek ilişki kurulabilir. O anılar insanı bulunduğu mekâna bağlıyor. İnsanların bulundukları yerlerden göç etmemesi için, yaşadıkları çevrede anı biriktirmesini sağlamak gerekiyor. Bu da ancak kamusal alanların çoğaltılmasıyla mümkün olur. İnsanların kendilerini yaşadığı yere ait hissetmesini sağlayan çalışmalar yapılmalı.

Kültürel mirasın korunması neden bu kadar önemli?

B.P: Kültürel mirasın korunması sadece fiziksel bir pratik değil, aynı zamanda bir kültürel diplomasi aracı. Kültürel miras, kalkınma alanında stratejik bir önem taşır, çünkü güçten ziyade çekicilik yoluyla sonuca ulaşır. Girişimleri daha yumuşaktır ve dolayısıyla çok daha başarılı diplomatik sonuçları olur.

Türkiye’de kültürel miras konusunda devlet politikası nasıl işliyor?

M.D: Devletin kurumsal olarak kurduğu tek araç, yapının tescillenmesi. Oysa temel amaç bilinç yükseltmek olmalı. Çocukluktan başlayan bir eğitim olabilir ama bu da kısa vadeli bir çalışma değil. Farklı kültürlere, Ermenilere, Rumlar, Süryanilere ait çok sayıda yapı, çok zengin bir kültürel miras var. Tescil mekanizması, bu zenginliği karşılamıyor. Söz konusu olan, bir hafıza. Hafızasını kaybetmiş bir insan yaşayamaz hale gelir.

B.P: Tescil Türkiye’de işe yaramıyor, dosya açmaktan ibaret bir işlem. Yapının yıkılmasına engel değil. Biz bu izlerin ne demek olduğunu anlatabiliriz. Orada bir yapı varsa, insanlar var demektir. Ne zaman geldiler, ne zaman gittiler, bunları ortaya çıkarabilirsiniz. Bir bina yıkılınca o belleği de ortadan kaldırmış olursunuz. Biz belleğin yıkımına karşı çalışıyoruz.

M.D: Kültürel miras politik bir değer aslında. Bütün devletler belirli yapılara saldırıyorlar; belirli bir döneme ait yapıları korurken, diğerlerini unutuyorlar. Kültürel mirasın, politik olarak manipülasyona açık bir doğası var. Örneğin bir yapıyı geçmişiyle beraber tarif ediyorsunuz, o geçmişin politik bir yönü de oluyor. Bu genel olarak bir tehdit olarak görülüyor ama biz bunu bir zenginlik olarak görüyoruz.

Kategoriler

Güncel



Yazar Hakkında

1985 doğumlu. Güncel politika, insan hakları, azınlık mülkleri ve Kürt meselesi üzerine haberler yapıyor. Musa Anter Gazetecilik Ödülleri 2008 yılı en iyi haber ödülü sahibi.