VARTAN ESTUKYAN

1990 İstanbul doğumlu. Kültür sanat, müzik, insan hakları ve güncel politika haberleri yapıyor. 

Bu konuyu işlememe vesile olan ise, gazeteci Vercihan Ziflioğlu’nun, İstanbul’daki Rum toplumunun geleceğine yönelik endişeleri konuşmak üzere, Rum Vakıfları Derneği'nin eski başkanı ve eğitimci Andonis Parizyanos’la yaptığı ve Gazete Duvar’da yayımlanan söyleşisi.

Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, Türkiye’nin belki de en kozmopolit, çok kültürlü şehrinin hafızasını canlı tutmak için yeni bir dijital hafıza projesi geliştirildi.

2018’de, Ermeni Soykırımı’nı hatırlamak ve hatırlatmak için, Köln’ün en meşhur bölgesinde, sırtını Ren Nehri’ne dayayan, Alman eski İmparatoru II. Wilhelm’in at üstündeki heykeline bakan bir anıt dikildi. İlias Kevork Uyar’ın da aralarında bulunduğu bir grup sivilin inisiyatifiyle kurulan Soykırımları Hatırlatma İnisiyatifi’nin öncülüğünde dikilen bu anıt, ilk günden bu yana bir tartışma konusu.

2015’te, İstanbullu birkaç genç Ermeni tiyatrocu tarafından kurulan Hangardz tiyatro topluluğu, ilk oyunu ‘Mer Çunetsadzı İrarmov Kıdnenk’i [Bizde Olmayanı Birbirimizde Bulalım] Sırbistan’daki Synergy World Theater Festival’de oynamıştı. Hangardz’ın yeni oyunu olan William Saroyan’ın ‘Yüreğim Dağlardadır’ eseriyse, ilk kez geçen yıl izleyiciyle buluşmuştu. Oyunu sahnelemeye devam eden topluluk, ‘Yüreğim Dağlardadır’ın ilk turnesini de Eskişehir’de yapmaya hazırlanıyor.

Türkiye’nin Balkan ve Ege müziği alanlarında tanınmış müzik insanlarından araştırmacı, arşivci ve müzisyen Muammer Ketencoğlu’nun yeni albümü ‘Köklerimiz’, 1 Aralık’ta müzikseverlerle buluştu.

Rüya, kimi kaynaklara göre bir algı, kimi kaynaklara göreyse bir duygu olarak tanımlanıyor. Hepimiz uyuduğumuz zaman rüya görürüz; ancak kimimiz bunları hatırlar, kimimiz içinse gözümüzü kapadığımız ândan açtığımız âna kadar hiçbir şey olmamıştır. Ben de çoğu zaman ikinci kategoride bulurum kendimi. Uyandığımda gördüğüm rüyaları hatırlama oranım çok düşük. Kimiyse sanki gerçek hayatta yaşanmış gibi anlatıyor, hissediyor rüyalarını. Gördüklerini ‘rüya defteri’ adı verdikleri o çok kişisel sayfalara uyanır uyanmaz not edenlerin sayısı bir hayli fazla.

İran’a ilk gidişim değildi. Daha önce, 2017’de, Tahran’a gitmiştim. Altı yıl sonra, yine babamla, bu kez Tebriz başta olmak üzere Culfa, Salmast, Urmiye, Khoy gibi, İran’ın kuzey şehirlerini gezme fırsatı buldum.

Anadilimi, yani Batı Ermenicesini evde, ailemin benimle bu dilde konuşmasıyla öğrendim. Baskın dil olan Türkçeyi ise, anaokulu eğitimimi almak üzere Ermeni okuluna gitmeye başladığım zaman öğrenmemin çelişkisini hâlen yaşıyorum. Günümüzde, Türkiye Ermeni toplumunda Batı Ermenicesine yönelik giderek artan bir olumsuzluk hâkim. Ancak bunun geçmişi yeni değil; çocukluğuma, yani yaklaşık 30 yıla dayanıyor. Artık Ermenice bir ‘fazlalık’ olarak görülürken, aileler, çocuklarının Ermenice yerine gündelik hayatta ‘işlerine yarayacak’ Fransızca, İspanyolca gibi diller öğrenmeleri gerektiğini savunuyor. Benden dört yaş büyük abimin döneminde matematik, fen bilgisi gibi dersler Ermenice işlenirken, benim dönemimde bu derslerin dili Türkçeye kaymaya başlamıştı.

Anadolu coğrafyasının Osmanlı yönetimindeki 19. yüzyılın son döneminden genç Cumhuriyetin 40’lı yıllarına kadarki uğradığı demografik ve çevresel dönüşümü haritalandırmayı ve bu şekilde de bir dijital soy kütüğü oluşturmayı amaçlayan ‘Anatolia: 19th Century’ projesi, yayın hayatına başladı.