"Enerji zamları kaçınılmaz olacak"

Rusya’nın Ukrayna topraklarındaki işgal harekâtı sürüyor. Rus bankalarının uluslararası para transferi sağlayan SWIFT sisteminden çıkarılmasının yanı sıra Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus vatandaşlarının yurtdışına döviz satmasını yasaklayan kararı açıkladı. Ekonomist Güldem Atabay ile savaşın ekonomik boyutunu ve Türkiye’ye etkilerini konuştuk

Rus bankaları uluslararası SWIFT sisteminden çıkarıldı; Rus vatandaşların yurt dışına döviz satışı yasaklandı. Batılı şirketler ve ülkeler her gün yeni yaptırımlar açıklıyor. Rusya’yı ekonomik anlamda nasıl günler bekliyor?

Yaptırımlar kademeli olarak arttırıldı. Savaşın başladığı ilk günden itibaren Putin ciddi bir güç kullandığı için yaptırımların da dozu arttı. Bu, Rusya ekonomisine ciddi etki yaratacak boyutta. Geriye kalan tek şey, Avrupa tarafında doğalgaz alım-satım kapısını tamamen kapatmak. Avrupa enerji fiyatlarında şok etkisi yaratmamak için bu adım atılmıyor. Böyle bir adım atılırsa Rusya gaz satımını kesecek. Şu an oradan bir gelir kapısı var. Rus parasının değer kaybı çok hızlı bir biçimde enflasyonu yükseltecek. Rus halkının alım gücü hissedilir biçimde düşecek. Uluslararası şirketlerin, petrol ve enerji şirketlerinin ortaklıklarını iptal edip Rusya’dan çıkacaklarını açıklamaları orta vadede çok büyük kayıplar anlamına gelecek. Rusya, Batı’dan kaybettiğini Çin’den çıkarabilecek gibi de görünmüyor. Yaptırımlar savaşta geri adım attırır mı? Böyle anlamsız bir savaşta geri adım attırmalı ama karşınızda Putin var. Yaptırımlar karşısında ölümüne direnebilir. 

Savaşın etkisi buğday ve tahıl fiyatlarına da yansıdı.  Türkiye de tahıl ithal eden ülkeler arasında yer alıyor. Tahıl fiyatlarında yaşanan artışın kıtlığa neden olma olasılığı nedir?

Türkiye yıllar içinde artan oranda ithalat yapıyor fakat Türkiye’nin tahıl üretimi yok değil. Mesela Avrupa’nın doğalgaz bağımlılığı olduğu gibi tahıl miktarı konusunda Rusya ve Ukrayna’ya bağımlı değil. Yanlış tarım politikaları nedeniyle kendi üretimi düşmüş ve verimsizleşmiş durumda. Ben, tahıl açısından yokluk yaşayacağımızı düşünmüyorum. Fakat alternatif piyasalardan bu ithalat tamamlanamazsa, Rusya’dan ve Ukrayna’dan gelen tahılın büyük bir kısmı un ve makarna yapılarak ihracat için kullanıldığından, tahıldan yapılan ürünlerin fiyatları artar. Bu da bir tür yokluk anlamına gelir. Ancak hiç bulunamaz durumuyla karşı karşıya kalacağımızı sanmıyorum. 

Güldem Atabay

Turizme gelecek olursak, Rus turistler Türkiye’ye her yıl ilgi gösteriyor. Bu savaşla birlikte ekonomik olarak yaşanacak kayıp büyük mü olacak?

Rusya’dan gelecek turist sayısında azalma olur. Savaşın devam etmesinin yanı sıra yaptırımlarla birlikte Rus vatandaşların döviz işlemlerine getirilen sınırlamalar ve Batı bankalarının kredi kartlarının iptal ediliyor olması da Rus turisti ülkesinden çıkaramaz hale getiriyor. Yaptırımlar kademeli olarak yükselince bence Rus turistlerin yüzde 90’ının gelmesi risk altında. Ukraynalılar zaten gelemeyecektir. Böylece 5-6 milyar dolarlık bir kaybımız olacaktır. Avrupa’da savaştan tedirgin olan bir kısım turist, Avrupa’nın güney sahillerine inmek isteyecektir. Turizmde beklenen 35,5 milyar dolara ulaşmak artık gerçekçi değil. Bu sene turizmde 30 milyar dolara ulaşabilirsek iyi olur. 

Türkiye’de TL/Dolar kurunda da dengesizlik yaşanıyor. Hükümetin başlattığı Kur Korumalı Mevduat Hesabı (KKMH) uygulamasının yanlış olduğuna dair haber ve yorumlar son günlerde paylaşılıyor. Savaş ile birlikte ülkede yaşanan kur dengesizliği ve KKMH arasındaki bağlantı nedir?

20 Aralık’ta, TL/dolar kurunun 18’e dayanmasıyla artık bankaların sermayelerinin tehdit edilir hale gelmişti ve enflasyona yansıyan değer kayıpları Türkiye ekonomisini dinamitleyen bir seviyedeydi.

Enflasyon yükselirken yapılan faiz indirimleri, yerli yatırımcıyı korkuttu.TL mevduat sahibi gidip döviz almaya başladı. Kur 18’in üzerine yükselince öyle bir hale geldi ki döviz alanlar bankada tutmak da istemedi ve evinde saklama süreci başlamıştı. Bunu durdurmanın iki yolu vardı: Enflasyon yükselirken faiz indirmeyi politika olarak benimseyen Merkez Bankası, faiz arttırıp bu kanamayı durduracaktı ya da kısmen sermaye kontrolü koyacaktı. Türkiye ekonomisi o noktaya kadar gelmişti. Bunları yapmamak için 1980’lerin icadı ‘Kur Korumalı Mevduat Hesabı’ yani dövize endeksli mevduat tekrar başlatıldı. Burada sadece kur korumalı mevduat geldi diye TL’deki değer kaybı kısmen değer kazancına dönmedi. Kademeli olarak kur korumalı mevduatın cazibesi arttı. KKMH ile şirketlere vergi avantajları da geldi. Bu arada da Merkez Bankası çok ağır bir şekilde döviz satmaya başladı ki hem TL’de yaşanan değer kaybını bastırsın hem de kur korumalı mevduatın mucizesi gibi anlatılsın. Halbuki 20 Aralık haftasında 6-7 milyar doların satıldığını biliyoruz.

Geçen hafta da aynı oyunlar döndü. Ama bu süre içerisinde bireyler döviz mevduatını çok bozmadı fakat TL’den dövize geçiş durdu. TL sahibi olan bunun bastırılacağını anladı ve  kur korumalı mevduatı denemeye başladı. Vergi avantajına giren şirketler 15 milyar dolar bozdurdular ve Merkez Bankası üzerinden KKMH’ye koydular. Onlar yüzde 17 getiri aldıkları için yüzde 55-60’lara çıkmış enflasyon karşısında negatif reel faizden etkilenmeyecekler. Çünkü vergi ödemiyor olacaklar.

Aslında burada kazanan kimse yok. Biz bunu hükümet negatif reel faiz politikasını devam ettirsin, faiz indi gibi görünsün, TL’deki değer kaybı ve enflasyona yansıma dursun diye yapıyoruz. Fakat savaş çıktı, petrol fiyatı 100 doların üzerinde. Bu artık sürdürülemez bir denge ve bunun enflasyona hızlı yansımasını göreceğiz. O yüzden TL burayı test ediyor çünkü bir yandan Merkez Bankası SWAP harici rezervleri hâlâ eksi 45 milyar dolar civarında ve hiçbir gücü yok. 

Türkiye’de net enflasyon rakamlarını bilmiyoruz. Savaş sürerse enflasyonun ciddi oranda yükselmesi kaçınılmaz mı?

Mucize olur da petrol fiyatlarındaki artış, artan üretim maliyetleriyle beraber TL yapay düzenek içinde seçime kadar tutulabilirse, enflasyonun yüzde 60’larda zirve yapıp yavaş yavaş düştüğünü göreceğiz. Hükümetin beklediği yüzde 23,2 enflasyon beklentisi çok hayalci. En iyi ihtimalle yüzde 35’lere gerileyebilir.

Ancak petrol 110-120 dolara doğru gidiyor. Enerji zamları kaçınılmaz hale gelecek. Petrol fiyatlarına yapılan zam bütün üretim sektörüne yayıldığı için çok hızlı bir biçimde enflasyona yansıyor ve kalıcı bir etki yaratıyor. Bu bir dalga olarak gelecek. İlk 6-7 ay boyunca petrol fiyatlarındaki kademeli artıştan enflasyon tarafından zarar göreceğiz. Öngöremeyeceğimiz şoklar olup, petrol çok daha hızlı yükselir, dolar kuru 16 sınırına doğru giderse bu sefer dolar bazında artan maliyetler TL bazında da yükselecek. Bu da ikinci bir enflasyon dalgasına neden olur. Eğer petrolün 130-150 dolara doğru gittiğini TL’nin değer kaybı eşliğinde görürsek üç haneli enflasyonu görmek mümkün hale gelir. Bunu beklemiyorum fakat bu risk var çünkü bir bilinmezlik dönemi içerisindeyiz.

Kategoriler

Güncel


Yazar Hakkında