Aile Bakanlığı’nın hedefinde bu kez ‘6284’ var

Bakan Göktaş, “Maalesef kadınlarımız da 6284 sayılı kanunu uygulamamızı istemiyorlar. Biz bunu alanda görüyoruz. ‘Biz eşimizin yanına dönmek istiyoruz’ diyorlar” ifadelerini kullandı.

SELİN NAZ ZOBU

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, 26 Temmuz Çarşamba günü yaptığı açıklamada, süresiz nafaka ödemenin kabul edilemez olduğunu söyledi. 75. Yıl Huzurevi, Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’nde basın kuruluşlarının temsilcileriyle buluşan Göktaş, 6284 sayılı kanun hakkındaki düşüncelerini de paylaştı: “6284 bizim önemli bir kanunumuz. Diğer yandan karardan kaynaklı bazı mağduriyetler doğuyorsa bunları ele almak lazım. Süresiz nafaka konusunu da önemsiyorum. Bazı insanlar 1990’lı yıllarda evlenmiş. Süresiz nafaka ödemek gibi uygulama kabul edilebilir olamaz. Dolayısıyla bunu da ele almak ve buna da dikkat etmek lazım. Eğer bir mağduriyet oluşuyorsa üstesinden gelmek lazım. Diğer bakanlıklarımızla da bu konunun üzerinde çalışmayı hedefliyoruz.”

‘Bu söylemler endişelendiriyor’

Yapılan bu açıklamalar İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme ve sonrasında yaşanan süreçte kadın haklarının korunmasında endişe verici unsurlar içerirken, Mor Çatı avukatları, Agos’a yaptıkları açıklamada, Bakan Göktaş’ın konu hakkındaki kendi tutumunu belirtmesi üzerine bu duruşun kadınlar için oluşturabileceği sıkıntıları dile getirdi: “Üst düzey yetkililer, özellikle de kadınları şiddete karşı korumakla ve desteklemekle yükümlü olanlar tarafından ifade edilen bu tip söylemler, bizi, hem önümüzdeki dönemde yasalarda yapılması muhtemel somut değişikliklere dair endişelendiriyor hem de var olan yasaların uygulanmasındaki sorunların artmasına neden oluyor. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkış kararında da benzer bir endişeyi sıklıkla paylaştık. Sözleşme hiçbir zaman tam olarak uygulanmadığı için tam olarak etkisini göremedik, ancak yine de yürürlükte olması şiddete maruz kalan kadınlara koruma mekanizmalarında karşılaştıkları zorlukları aşabilmek için güç verdi. Sözleşmeden çıkılması kararı ise hem failleri hem de yasaları uygulamayan kamu görevlilerini cesaretlendirdi.

İstanbul Sözleşmesi, şiddeti önlemeye ve kadınları şiddetten korumaya dair bütüncül yaklaşım sunarken şiddetin kaynağı olarak toplumsal cinsiyet eşitsizliğini işaret ettiği için çok önemli. Sözleşmeden çıkma kararı da toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtlığının bir tezahürü. Şimdi de nafaka hakkının gaspına yönelik bu taleplerin ve söylemlerin de bu eşitlik karşıtı yaklaşımın bir uzantısı olduğunu görmek gerekiyor. Zaten halihazırda verilen nafaka miktarlarının çok az olduğu, pek çok erkeğin nafaka vermemek için binbir yola başvurduğu düşünüldüğünde, Bakanlığın yıllarca karşılıksız ev içi emek vermiş ve çocuk bakmış kadınlardan değil, erkeklerden yana hareket etmeyi seçtiğini görüyoruz. Erkeklere bir kez daha tanınan bu ayrıcalık hayatın her alanında ayrımcılığı körüklüyor ve şiddete zemin hazırlıyor. Bu açıklamalar hayatın her alanında ayrımcılığa uğrayan, ev içi emeği sömürülen ve bu nedenle kaynakları kısıtlanmış olan kadınlara şiddet ortamında kalmak dışında bir seçenek bırakmamak anlamına gelir. Devletin yükümlülüğü kadınların eşit, özgür ve şiddetsiz bir hayat sürmelerini sağlayacak yasaları ve mekanizmaları kurmaktır.”

‘6284’ dendiğinde hızlıca tedbir alınıyor’

Hacer Foggo ise 6284 sayılı kanunun uygulamalı olarak kadın haklarını korumadaki rolünü, önemini ve kadınlara yönelik şiddetin boyutunu anlattı: “6284 sayılı yasa, özellikle şiddet gören yoksul kadınlar açısından çok büyük avantaj. Şiddet gören yoksul kadınlar, bana, şiddete uğradıklarında mahalledeki karakola, kaymakamlığa 6284 sayılı yasayı söyleyerek başvurduklarında hızlıca tedbir alındığını söylüyorlar. Tedbir kararları, her türlü taciz ve istismara karşı da bir dizi önlem içeriyor. Ayrıca bu önlemlere, şiddet uygulayan faillerin mağdurlara yaklaşmalarını ve onlarla iletişim kurmalarını yasaklayan kararlar da dahil. Kadın ve kız çocuklarına karşı son altı yılda ev içi şiddet oranları artmış, 2016’da 162 bin 110 olay kaydedilirken bu sayı 2021’de 268 bin 817’ye çıkmış̧. Bütün bunlar göz önüne alınarak kadınlara yönelik her türlü şiddete karşı özellikle ekonomik ve sosyal olarak güçsüz kadınlarla ilgili onları evden çıkartacak, sözlü ve fiziksel ve özellikle onları ekonomik şiddetten koruyacak ve kadını üretime katacak hak temelli projelere ihtiyaç var.”