YETVART DANZİKYAN

Yetvart Danzikyan

KARDEŞÇESİNE

24 Nisan’a doğru hava

2010’ların ortalarındaki hava tamamen dağılmış durumda ama yargıdan bazen olumlu, daha çok da olumsuz mesajlar gelmeye devam ediyor. Ancak elbette önemli olan şu: Yargı ve hükümet tutumlarını değiştirebilir, bir dönem hava yumuşayabilir, bir dönem sertleşebilir. Peki, toplum meseleye nasıl bakıyor? ‘Yüzleşme’ için bir gelişme, geleceğe umutla bakmamızı sağlayacak bir ipucu var mı?

Önümüzdeki hafta, 24 Nisan Çarşamba günü 1915 Ermeni Soykırımı’nda kaybettiklerimizi anacağız. Daha doğrusu tüm dünyadaki Ermeniler anma toplantıları yapacak, ancak tüm dünya Ermenilerinin gözü kulağı biraz da İstanbul’da olacak.
Çünkü Türkiye son 10-12 yılda karışık mesajlar verdi. 2011’den itibaren Taksim’de ve sonra Tünel’de polis kontrolünde bir anma toplantısı yapılabiliyorken, bilhassa 2019’dan sonra hava değişti. Pandemi arasından sonra, iki yıldır bu tür anmalar yapılamıyor. Valilik izin vermiyor yani. Bir gerekçesi de yok. Bu yıl için yeniden başvuru yapıldı, ne tür bir yanıt geleceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. *

Elbette 1915’te kaybettiklerimizi anmak için bir alanda bulunmak şart değil. Ancak bunun yapılabiliyor olması bir göstergeydi. Bir diğer ilginçlik ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başbakanlığı döneminden yani 2012’den bu yana her 24 Nisan’da Türkiye Ermenileri Patrikliği’ne gönderdiği taziye mesajı. Bu mesajda Osmanlı Ermenilerinin savaş koşullarında öldüğü özellikle vurgulansa ve mesajda bir ‘yüzleşme’ye kapı açan bir ton olmasa da, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk özelliği taşıyan bu taziyeler yayımlanırken anma toplantılarının son yıllarda yasaklanması gibi bir realiteyle karşı karşıyayız.

Daha da ilginç bir durum ise yargıda yaşanıyor. Bilhassa Diyarbakır Barosu, daha önceki 24 Nisan’larda yaptığı açıklamalarda ‘soykırım’ ifadesine yer vermesi nedeniyle her defasında yargılanıyor. Defalarca beraat etmelerine rağmen sürekli olarak yeni davalar açılıyor. Sondan bir önceki davada durum hayli tuhaftı. Bu davada, dönemin baro yönetimine “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini, meclisini, hükümetini ve yargı organlarını alenen aşağılama” suçlaması yöneltiliyordu. Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi, baro yönetimi hakkında beraat kararı verdi.

Kararın gerekçesi önemliydi. Şöyle dendi: “ ‘Tehcir’, ‘büyük felaket’, ‘zorla yerinden edilme’, ‘jenosid’ ve ‘soykırım’ ifadelerinin iç hukuk ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler kapsamında incelendiği; paylaşımlardaki ifadelerle söz konusu kurumları aşağılama kastının bulunmadığı...”

Dikkat çekici olan, bundan önceki benzer beraat kararlarına itiraz etmemiş olan savcılığın bu kez bu gerekçeli karar itiraz etmiş olması. Ve bu gelişmeden sonra Diyarbakır Barosu’na bu ay, 2021 yılındaki benzer bir açıklaması nedeniyle yeniden dava açıldı. Bu beşinci dava oluyor. 

İnsan Hakları Derneği’nin 2021 yılında Ermeni Soykırımı’nın yıldönümünde düzenlediği anma etkinliği nedeniyle derneğin eş genel başkanı Eren Keskin ile Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon üyesi Güllistan Yarkın hakkında açılan dava da devam ediyor. 

Velhasıl, 2010’ların ortalarındaki hava tamamen dağılmış durumda ama yargıdan bazen olumlu, daha çok da olumsuz mesajlar gelmeye devam ediyor. Ancak elbette önemli olan şu: Yargı ve hükümet tutumlarını değiştirebilir, bir dönem hava yumuşayabilir, bir dönem sertleşebilir. Peki, toplum meseleye nasıl bakıyor? ‘Yüzleşme’ için bir gelişme, geleceğe umutla bakmamızı sağlayacak bir ipucu var mı?

Son yıllarda biraz daha kesifleşen milliyetçi atmosfer içinde bu soruya olumlu yanıt vermek zor. Hele ki Türkiye ile Ermenistan arasında bir ileri iki geri giden sürece baktığımızda...

Şöyle bitirelim en iyisi: 109 yıl önceki ölüm yolculuğunda hayatını kaybeden, topraklarından, ailelerinden koparılan yüz binlerce masum insanı hakkıyla anabileceğimiz, yaslarını usulünce tutabileceğimiz günlere ulaşmak temennisiyle... 

*22 Nisan notu: Valilik bu yıl da anmayı yasakladı